Menü
Bu yazının tamamını bilgisayarınıza kaydetmek için tıklayınız
Bu yazıyı
arkadaşınızın e-mail adresine gönderin!
Güzel ve Güzellik
“Hasen, yâni güzel; mûcib-i sürûr ve rağbet olan herhangi bir şey demektir. Hüsün, yâni güzellik, insanın nefsinde müessir olan hâlet-i mahsûsadır. Binâenaleyh hüsün, hadd-i zâtında vâkıî bir emir olmakla beraber kıymeti, enfüsî tesirâtı îtibariyledir. Yâni hüsün, istihsâna mukaddemdir. Fakat, tecellîsi onunladır. Bunun için güzel üçtür: Ya akıl ve basîret cihetinden müstahsen veya hevâ (şehvet) cihetinden müstahsen veya his (duygu) cihetinden müstahsendir. Avâm, hüsnü hissiyle ve alelekser gözüyle arar. Kurân-da vârid olan hüsünler ise ekseriyâ basîret cihetinden müstahsen olanlardır.” Şu halde, estetiğin ele aldığı güzel, sadece his cihetinden beğenilen hakîkî veya nisbî bir bedâati hâiz bulunan ve bizde meftunluk ve hayranlık uyandıran tabiî ve sun’î güzeller olmak lâzım gelir. Lâkin, bu güzelliklerin dış ve iç görünüş cihetinden beğenilen güzelliklerle karıştığı- meselâ bir gülün şekli, rengi, kokusu, tarâveti, hayâtiyeti, yapraklarının yumuşaklığı, bir dost hediyesi olması gibi – şeylerde ve hallerde bulunabileceği düşünülürse, bu çeşitli güzellikler arasından estetik güzelliği başlı başına bir mevzû hâlinde mütâlea ve idrâk etmek ve daha umûmî bir tâbir ile, estetik güzelliği zarîf ve ulvîden hoş ve mükemmelden, faydalı ve hayırlıdan, çirkin ve fantaziden, hakîkat ve âhenkten, heyecan ve hazdan ayırd etmek zannedildiği kadar kolay bir iş değildir. Kaldı ki görme ve işitme gibi diğer hislerimizin bize verdikleri içinde, meftunluk ve hayranlık duyduğumuz güzellikler de vardır. Halbuki estetik ilmi veya felsefesi daha ziyâde göz ve kulakla alâkalı güzellikleri bahis mevzûu eder de öteki hislerimizin bize verdikleri üzerinde durmaz. Bir çiçek veya kumaştaki yumuşaklık güzelliği, gönül ferahlatan tabiî ve sun’î kokular, yeme ve içme ve giyinmeden doğan lezzetler ve hoşlanmalar şimdiye kadar onu alâkadar etmemiştir. Acabâ ne için? Bundan başka, güzel dediğimiz şeylere herkes bakar veya dinler, bir şeyler sezer ve beğenir. Fakat bu sezme ve beğenmeler indî olmaktan ileri geçmediği takdirde, bunlara veya alâkalarına kendiliğimizden bedîî güzel veya güzellik damgası vurup da, estetik ilim veya felsefesine mevzû’ yapabilir miyiz? Yapamazsak o mevzû’ nasıl bir güzel ve güzellik olmalıdır? Müşahhas ve münferid mi? Zâtî ve mücerred mi? Mukayyed veya mutlak mı? Süjemi? Obje mi? Hepsi mi? Bunlar arasında yâhud bunların ilerisinde veya gerisinde bir şey mi?

Gerçi, “tabiat veya san’at vergisi güzelliklerin temâşâsında sâkin birer sevgi, derûnî bir beğeniş ve içe işleyen bir zevk bulunur”. Lâkin bu güzelliklere diğer hislerimizden, nefsâni arzulardan, akıl ve basîretden, veya tedâî yoluyla hayâl veya hâfızadan bâzı güzellikler de iştirâk veya müdâhele ederek bize tesir etmiş oldukları takdirde, bu gibi tesirlerin saf bir estetik güzellik olduğunu nasıl iddia veya temyiz edebiliriz? Böyle karışık mevzûlar ve haller karşısında estetiğin konusu olan bedî’ güzelliği ve bunun mümessili olan bedî’ güzeli kavrayıp idrâk etmek zannedildiğinden çok çetin bir mâhiyet arzeder. Nitekim, târih boyunca; müşâhedeler gibi hükümler de yer yer ve zaman zaman değişmiş, fikirler arasında derin ihtilâflar baş göstermiş ve estetiğe ilmî bir karakter verebilmek için çeşidli tedkik üsûllerine gidilmiş, müşâhede ve tecrübelerin üstünde felsefî çalışmalara baş vurulmuştur. Bu sebeble yukariki târifleri kavramak, doğrusunu ve eğrisini ayırmak ve “estetik nedir?” suâlini cevaplandırabilmek için, güzel ve güzellik üstüne felsefî nazariyeler hakkında da bilgi edinmiş bulunmak şart olduğundan, Prof. Suud Kemâl Yetkin’in “Estetik Târihi”ndeki nazariyelerden mühim olanlarını kısaca kaydediyoruz.
Bir Önceki Konu: İbdâ ve Bedî

Bir Sonraki Konu:
Güzel ve Güzellik Nazariyeleri

Makaleler Sayfasına Dönmek İçin Tıklayınız...