Hâmid Aytaç el-Âmidî
(1309/1891-1402/1982)

Asrımızın, İslâm dünyasında en çok sevilen, örnek alınan son Osmanlı hattatı Hâmid Bey, 1891 yılında Diyarbakır (Âmid)'da doğdu. Asıl adı Mûsâ Azmî'dir. Başlangıç yazılarında Azmî daha sonra ise Hâmid imzasını tercih etmiştir. Babası Zülfikar Efendi, annesi Müntehâ Hanım'dır. Dedesi zamanının meşhur hattatlarından Âdem-i Âmidî'dir.

İlk tahsîline Diyarbakır'da başlayan Hamid Bey, Diyarbakır Askerî Rüşdiye ve İdâdîsi'nden me'zun oldu. 1324/1908'de daima özlemini duyduğu İstanbul'a geldi. Önce Mekteb-i Kudât (Hukuk Fakültesi)'a kaydolmuş ise de bir yıl sonra san' ata aşk haline gelmiş alakası sebebiyle Sanâyi-i Nefîse Mektebi'ne (Güzel San'atlar Akademisi) kaydolmuştur. Babasının vefatı üzerine tahsiline devâm edememiştir.

Yazı san'atına olan alâkası Sibyan Mektebi'nde hocası Mustafa Âkif Tütenk'in teşvîki ile başlayan Hamid Bey, Askerî Rüşdiye'de resim hocası Ahmed Hilmî Bey'den sülüs, Vâhid Efendi' den de rik' a yazılarını meşketti.

1326/1910 senesinde İstanbul' da açılan imtihanı kazanarak Gülşen-i Maârif Mektebi'ne yazı hocası olan Hamid Bey, bir yıl bu mektepte çalıştıktan sonra Rüsûmât Matbaası müdürlüğüne daha sonra da Mekteb-i Harbiye Matbaası hattatlığına tayin olundu. Hocası hattat Nazîf Bey'in vefatı üzerine imtihanı kazanarak Erkân-ı Harbiye Matbaası hattatlığına tayin edildi. Yoğun bir mesai programı içinde fırsat buldukça Neyzen Emin Efendi, İsmâil Hakkı ve Kâmil Akdik, Hulûsi Efendi gibi üstadlardan müzakere yoluyla istifade etti. Bir yıl Almanya' da haritacılık ihtisası yaptı. Döndüğünde "Hattat Hâmid Yazı Yurdu" adiyle bir yazıhane açtı. Fakat çalıştığı daire ikinci bir işte çalışmanın yasak olduğunu belirterek yazı evine müsâade etmedi. Bundan sonraki san'at hayatında Hâmid imzasını kullandı.

Hayatının sonuna kadar sürdürdüğü hat san' atı sâhasında ülkemizden ve yurt dışından gelen yüzlerce meraklısına yazı öğretmiş, harf inkılabından sonra iltifat ve rağbet görmeyen hat san' atının canlı kalmasını, yeni nesillere intikalini sağlamıştır. Böylece mühim bir tarihî görevi başariyle yerine getirmiştir. Hâmid Bey, Bir mecmûada yayımlanan röportajda eserleri hakkında şu ızahatta bulunuyor: "Eserlerimin başında yazmaya muvaffak olduğum iki Kur' ân gelir. Bilhassa bu iki eserim diğerlerine bedeldir. Onlarla ne kadar iftihar etsem azdır. Bunlardan bir tanesi hem Türkiye' de hem Almanya'da tab' edildi; böylece kitap halinde görme bahtiyarlığına eriştim. Diğerini de merak ve sabırsızlıkla bekliyorum. İnşaallah onu da basılmış olarak görmek nasip olur. Zaten hattatların en büyük emeli Kur' ân-ı Kerîm yazabilmektir. Zira bu herkese nasip olmaz. Bu bakımdan ben kendimi bahtiyar addediyorum".

"Diğer eserlerime gelince, bunca uzun yılların mahsûlü olan eserlerimin birçoğunu bugün hatırlayamıyorum bile. Bazılarını görünce de o yıllara ait hatıralar gözümde canlanıyor. Zaten bütün eserlerimi tek tek saymam mümkün değil. Sadece mühim olanlarından bazılarını zikredeyim: Câmilerdeki yazılarımın en mükemmeli Şişli Câmii'nin yazılarıdır. Bu bana Allah'ın bir lütfu idi. Şimdi böyle bir yazıyı yazabileceğimi zannetmiyorum. Camiin mimarı Vasfi Bey, Akademi' den arkadaşımdır. Necmeddin Okyay Hoca, Kur'ân-ı Kerim'den bazı âyetler seçmiş bana getirdi. Ben de bunlar arasından Tevbe Sûresi'nin on sekizinci âyetinin bir kısmını seçtim. Önce kurşun kalemle istif şeklini karaladım. Asıl yazıyı yazarken, Lâmelifleri bir türlü yerleştiremiyordum. Yorulmuşum. ışığı söndürdüm ellerimi göğsüme kenetleyip gözlerimi kapadım. Kısa zamanda dalmışım. Rüya ile yakaza arasında yazının bütün istifi gözümün önüne geldi. Lâmelifler ortada yerleşmiş olarak duruyordu. Heyecandan uyandım lambayı yaktım ve istifi tamamladım. Câmiin mimarı Vasfî Bey Tophâne'deki Kılıç Ali Paşa Câmii'nin kapı yazılarını görmemi tavsiye etmişti. İyi ki gidip görmemişim; yoksa onların tesirinde kalırdım ve bu yazı yazılamazdı. Yazı üç gruptan müteşekkildir: En altta ortada Mevlâna'nın sikkesini, daha yukarıda burun ve iki göz gibi insanın sımasını andırır. Daha sonraları bazı kimselerin arzusu ile bu yazıyı levha olarak da yazdım.

Bundan başka Ankara Kocatepe Camii ile Eyüb Camii kubbe yazıları, Söğütlüçeşme Camii kapı başlarındaki yazılar, Paşabahçe Camii, Hacı Küçük Camii ve Yeni Postahane arkasındaki mescidin yazıları, Kasımpaşa Camii dış revak (Nebe' Sûresi), Çan Camii (Çanakkale), Tavas Camii (Denizli) yazıları. Ayrıca Cevşenü'l-Kebîr ve Hizbü'l-Envar adlı evrad ile Elifba cüzleri, Kırk Hadis, Hazret-i Mevlana: Hayatı ve Eserleri (Arapça ve Farsça olarak), sayısız kitap kapağı yazıları, hat örnekleri, hilyeler, mezar taşları, Yunus Bmre, Fuzûlî, Şeyh Galib, Nabî, Yahya Kemal gibi şairlerin şiirlerinden bazıları ki, bunlar arasında bilhassa Yahya Kemal'in "Ezân-ı Muhammedî" ve "RindIerin Ölümü" ile Nabî"nin "Sakın terk-i edebden..." şiirleri en mühimleridir. Ve binlerce levha. Levhalarımdan en beğendiğim, Râkım'ın yazdığı Fatiha'yı aslına uygun olarak yazdığım levhadır. Bu levhayı tam altı ayda tamamlayabilmiştim.

18 Mayıs 1982 yılında vefat eden Hamid Bey, Karacaahmed Mezarlığı'na defnedildi. (1)

1.(İbnülemin, Son Hattatlar, s.122-124; Þevket Rado, " Hattat Hâmid Aytaç",Türkiyemiz,Istanbul 1983, sy.39,s. 1-4; Köprü Mecmuasý,"Harflerin Bestekârý kendisini anlatýyor.",Nisan 1982,sy. 61,c.6,s. 8-15
  Hattatlar anasayfasına dönmek için tıklayınız...