Hat Sanatının Tarihçesi
Sayfa 2/23
Câhiliye devrinin sonları ile İslâm'ın doğuşu sırasından günümüze intikal eden her hangi bir yazılı vesîkaya hâlen sâhip değiliz. Halbuki tarihî kaynaklarda okuma-yazma bilen bâzı sîmâlâr hakkında sarîh kayıtlar vardır. Meselâ, İbnü'n- Nedîm'in bildirdiğine göre, el-Me'mûn'un kütüphânesinde Hz. Peygamber'in ceddi Abdül-müttalip b.Hâşim'in hattıyla bir vesika mevcuttu. Mekke'nin ticâret merkezi oluşu, Mekkeliler arasında yalnız Şimâlî Arap yazısını değil, sayıları az da olsa, Yemen'de kullanılan müsnedi bilenlerin bulunmasını da gerektiriyordu. El-Belâzurî, bu devrede okuma ve yazma bilen 17'si erkek ve 7'si kadın 24 kişinin isimlerini verir. Buna mükâbil Yesrib'de Evs ve Hazrec kabîleleri arasında yazı daha az yaygındı. Burada "bir yahudî" çocuklara okuma yazma öğretiyordu.

İslâmiyetten önce, Araplar arasında yazı her hâlde sanıldığından çok kullanılıyordu. Nitekim bu devirde Mûsevîlerin ve Hristıyanların elinde İbrânî ve Süryanî dillerinde müdevven kitaplar bulunuyordu. Hattâ bu arada bâzı Arapça metinlerin bulunduğu da düşünülebilir. Bu dîni ve hikemî metinlerin dışında, ticâri hesapların, ancak vereceklerin yazıldığı vesîkalar, köle mülkiyeti senedleri, şahıslar ve kabîleler arasında yapılan andlaşmalara, emânlara dâir vesîkalar, unutulmaması gereken hâdiselerin tesbit edildiği vesîkalar ve mühim vesîleler için yazılmış mektuplar v.s. vardı.

Mîlâdî VII. Asır başlarında Arap yazısı, Enbâr ve Hîre'den sonra Hicâz'da hissedilebilir bir üslûb farkı kazanmış bulunuyordu.
İslâmiyet ve Yazı

İslâmiyet, hattı ve kitâbeti zarûrî kılan, kullanma sâhasını arttıran ve genişleten âmilleri berâberinde getirdi. İslâmiyetle yazı, birden bire yepyeni ve aydınlık bir safhaya girdi; İslâmın tesîs ettiği ve bütün maddî, mânevî cepheleriyle yeni içtimâî nizâmın en ehemmiyetli tesbit, tescil, telkîn ve neşir vâsıtası olarak işlendi, geliştirildi ve hicreti tâkip eden yarım asır içerisinde, daha önce geçen üç asırlık hayatındakinden büyük bir tekâmüle mazhar oldu. İlk nâzil olan ve "Oku!" ilâhî emri ile başlayan beş âyetlik vahy ile hâlâ canlılığını muhâfaza eden bir kudsî ehemmiyet kazandı. Daha sonra nâzil olan müteaddit âyetlerle de "kitâbet" dâima ilâhî bir kaynağa bağlanıyor, kullanılması emrolunuyor, yazı kadın erkek bütün müslümanların hayatında zarûrî olarak yerini alıyordu. Vahyin yazılması, yazının işâret edilen kudsî ehemmiyetini arttırırken Hz. Peygamber bilginin yazı ile tesbit ve muhâfazasını emrediyor, çocuklara okuma-yazma öğretmenin babalar için kaçınılmaz bir vazife olduğunu belirtiyordu. Resûlullah'ın yazı yazma âdâbına ve Besmele'de bâzı harflerin yazılış şekil ve tarzlarına dâir tavsiyeleri de mâlumdur. Bu teşvikler yanında, Bedir gazâsında esir edilen ve yazı bilen müşriklerin, Ensâr'ın çocuklarından onar kişiye okuma-yazma öğretmelerinin esirlikten kurtuluşları için fidye sayılması gibi tedbirler de alındı. Böylece Medîne, İslâmî devrede hattın ilk gelişme merkezi oldu. Nitekim bugün, başta vahyin yazılmasında olmak üzere Hz. Peygamber'e kâtiplik eden 40'tan fazla sahâbînin kimler olduğunu bilmekteyiz. Bunlardan bâzıları ahidnâmeler, hükümdarlara gönderilecek mektuplar v.s. gibi belli mevzû ve sâhalarla ilgili vazifelerde husûsiyetle çalışıyorlardı. Hattâ aralarında Fars, Rum, Kıbt ve Habeş dillerini, Medîne'de bu dillerin sâhiplerinden öğrenmiş olup Hz. Peygamber'e bu dillerdeki vesîkaları tercüme eden Zeyd. B. Şâbit gibi muhtelif dilleri ve yazıları bilenler de vardı. Sahâbe içerisinde İbrânî ve Süryânî dil ve yazılarına vâkıf olanların bulunduğu da muhakkaktır.

Aşağıda temâs edileceği gibi bu devirde henüz Arapçayı tesbit ve ifâdede çok kifâyetsiz bir seviyede bulunan yazının kusurları şiddetle hissedilmişti. Bu kusurları ilk defa tehlikeli neticeleri ile gören Sahâbe arasında başka yazıları bilenlerin bulunması, Arap yazısının ıslâh ve ikmâli için alınacak tedbirlerde çok faydalı olmuştur. Bununla berâber, bilhassa Kur'ân-ı Kerîm'in tedvîni ve mushaf şekline getirilmesi çalışmalarından önce Sahâbenin hat ve kitâbetteki bilgi ve mehâretlerinin kusursuz olduğunu düşünmek doğru değildir. Onlar, bir taraftan hat ve kitâbeti güzelleştiriyor, geliştiriyor ve ıslâh ediyor, diğer taraftan kendi mahâret ve bilgilerini arttırıyorlardı. Nitekim bu sür'atli inkişâf devresinde dâima hat ve kitâbetin en yüksek seviyesini, erişilen her merhaleyi temsîl eden Sahâbe için, henüz geliştirilmemiş hususlar ve halledilememiş müşkillerden kalan aksaklıklar, İbn Haldûn'un insâf ve isâbetle belirttiği gibi bir kusur sayılamaz. İbn Haldûn, Sahâbenin bu husustaki bilgi ve mahâretlerinin o günün şartlarına göre değerlendirilmesini, onlardan kusursuzluk beklenmemesini, bunun Sahâbeye karşı bir saygısızlık olamayacağını söylerken âdeta Hz. Peygamber'den intikal eden mektupların sıhhat ve mevsûkiyetini tesbite çalışan günümüz araştırıcılarından bâzılarının bunlarda tesâdüf edilebilen yazı ve imlâ hatalarını en başta gelen şüphe ve tereddüt uyandıran unsurlar arasında saymalarına âdeta cevap vermektedir. Hulefâ-i Râşidîn devrinde dînî ve idarî hayatta, günlük muâmelâtta yazının ehemmiyeti artmakta devâm etmiş, nihâyet Hz. Ömer zamânında (13-23/634-644) resmî mektepler açılmış, muallimler tâyin edilmiştir.