Menü
Bu yazının tamamını bilgisayarınıza kaydetmek için tıklayınız
Bu yazıyı
arkadaşınızın e-mail adresine gönderin!
Husûsî Vasıflar
Bunlara şahsî vasıflar da diyebiliriz. Şashî olması yazan bakımından, husûsî olması da yazı bakımındandır.

Bu kısım vasıflar, henüz nev’e mal olmayıp, daha ziyâde yazanın veya yazanların şahsiyetlerini ifâde ederler. Yazı ister olgun olsun, ister olmasın bu gibi husûsiyetler, daha çok mukayeselerle anlaşılır.

Çünkü, iki çeşit ayırıcı vasfı bir tek yazıda ayrılmış olarak görmek kaabil değildir. Fakat, aynı nevi’den iki yazı mukayese edilirse, ayıran vasıfların birbirinden ayrıldıklarını görmek mümkün olur. Bu iki yazıyı birbirinden ayıran farklar ne ise, o yazıların kendilerine hâs olan mümeyyiz vasıfları da onlardır. Bunun için, meselâ “şu hattatın Sülüs yazısı, nev’ine en uygun bir yazıdır” yâhut “şu yazı çok güzeldir” dediğimiz zaman, bu iki gruba âit vasıfların hepsini mi, yoksa bir kısmını mı kastettiğimiz, yâhut da hiçbirisini gözetmeden mi hükmettiğimiz anlaşılmaz.

Meselâ, (Resim: 95,96,97,98) de dört ayrı hattatın yazmış oldukları Besmeleleri müşâhede ve tetkîk ederken birbirine benzemeyen cihetleri bulunduğunu hemen hepimiz de ayırt edebiliriz. Benzeyen tarafları: “- Nevi’ birliği (Muhakkak hattı olmaları), 2- Mevzû’ birliği (Besmele olmaları), 3- Nizam birliği (satır nizâmı üzere yazılmış bulunları)dır. Benzemeyen tarafları: Kalemlerin az çok incelik ve kalınlık arzetmesinden ziyâde yazanların, şahsiyetlerinden yazılarına kamış oldukları, birbirine benzemeyen husûsî karakterle karışık birer durum arzetmeleri ve bir de güzellik husûsiyetleridir. Öyle ki, bu farkları yalnız yazıların umûmi durumlarında değil, harflerinde de görmek mümkündür .Eğer benzeyen taraflarını bilmezsek, bu yazıları başka başka nevi’ler zannetmemiz muhtemeldir.

Burada ehemmiyetli bir nokta vardır. “Bu yazıları hangisi diğerinden daha güzeldir?” dediğimiz zaman şahsiyeti ayıran vasıflarla birlikte mütâlea ederek hüküm vermemiz gerekir. Çünkü her birinin oluşu o vasıflarla mümkündür. Bu takdirde, en güzel hangisi ise, artık nev’î ve şahsî vasıflarıyle birlikte en güzeldir. Lâkin bunlarda nev’in vasıflar esasen müsâvî olsalar bile, şahsî vasıflar müsâvî olsalar bile, şahsî vasıflar müsâvî olamayacağından, aralarındaki güzellik farkı bu şahsî vasıflardan doğmuştur. Bununla berâber, her biri kendi bünyesinde nev’i de az çok değiştirmiş olur. Bu sebeple her birini bir başka çehre ile tanırız.

Demek ki, nevi’, ancak hâriçteki yazı ile tahakkuk etmekle berâber, şahsî vasıflardan da müspet veya menfî sûrette az çok müteessir olduğundan; şahsî vasıflar dediğimiz zaman, ne nev’î vasıflardan üstün, ne denk, ne de geri bir mânâ anlamayıp, yerine göre bunlardan biri veya birkaçı ile karşılaşabileceğimizi unutmamalıdır. Çünkü, hakîkatte birbirine her cihetten temâmiyle benzeyen bir yazı yoktur. Şahsî vasıflardan nev’e en yüksek güzelliği sağlayabilmiş olanlar, şahsiyetten çıkarak nev’in malı ve onun mümessili olurlar. San’atta ekol olmak mevkiini tutabilirler. Başkaları için bir ideal de olabilirler. Fevkalâdelikleri nispetinde, ideal rolleri bir zaman için devam edebilir. Onun için, bu kısım yazıları, bunları yazanların daha önce yazmış olduğu yazılarından ve devrindeki şahsî vasıfların tesirlerinden ayırt etmek ve yalnız imzaya dayanarak hüküm vermemek îcâbeder.

Nev’e mâl edilen şahsî vasıflar, nev’e daha üstün bir kıymet kazandırabilirler. Lâkin bu, o nevi’ etrâfında toplanan ve henüz kendi seviyesine yükselmemiş olan diğer şahsî vasıfları ifâde etmeyeceği için, bir yazıda görülen bu çeşit çeşit vasıflardan ne nev’in son haddini, ne de nev’i temsil eden vasıflardan yazının son haddini bilemeyiz. Bunu ancak sağlam bir tasnîfe mâlik, mükemmel bir yazı estetik târihi gösterebilse de, böyle bir kitap henüz yazılmış değildir. “Zevk-i selîm” denilen sağduyunun da bu işte yeter olmadığı muhakkaktır. Çünkü, yazılardaki bu çeşit çeşit vasıfların gaye ve hedefleri bir değildir. Bir kısmı histe ve zevkte kalır. Bir kısmı fikir ve zekâya hitâp eder. Bir kısmı gönüle ve kalpe katılır. Bir kısmı irâde ve ihtiyâra çatar. Bir kısmı, zihinlerde birtakım istifhamlar uyandırarak cevap aramaya dâvet eder. Bir kısmı hepsine birden yönelmiş, rûhu her cihetten büyülemeye çalışır. Bir de, bu kıymetler zaman ve mekân îtibariyle, değişmelerle karşılaştıklarından, bunları yalnız zevke dayanarak ayırt edemeyiz, “zevk-ı selîm” yanında “fikr-i selîm” denilen sağlam anlayışın da yardımına ihtiyaç vardır. Çünkü, bir yazıda bir bakıma onun üzerinde çalışmış olanların tevârüs sûretiyle intikal etmiş vasıflarını, bir bakıma yazanın kendi vasıflarını, bir bakıma yazanın kendi vasıflariyle yoğurmasından doğan bir mahsûl görürüz. Böylece, her son eserde uzun bir mâzinin târihini ve kıymet istihâlelerini taşıyan bir hülâsaya san’atta lâyık olduğu yeri verebilmek için, ona bir cihetten bakmak yetişmez. Muhtelif bakımlardan tetkîk etmek, umûmî ve husûsî vasıflarını tâyin etmek, bunu yaparken de yazmayı şu derecelerden geçirerek mütâlea etmek lâzımdır
Bir Önceki Konu: Umûmî Vasıflar

Bir Sonraki Konu:
Yazıların Sanat Bakımından Dereceleri(Mektep/Ekol)

Makaleler Sayfasına Dönmek İçin Tıklayınız...