Kamış Kalem


Yontulmuş kamış, yazının en tabiî âletidir. Romalılar’ın kalamus, Rumlar’ın kalamos, müslümanların kalem dedikleri kamışın (Farsça, hâme, kilk) çok eski zamanlardan beri yazı malzemesi olarak kullanıldığı bilinmektedir. Kamıştan başka, m.s. V. Yüzyılda kaz ve kartal gibi hayvanların tüyleri de yazı âleti olarak kullanılmaya başlanmıştır. Asrımızın en yaygın yazı âleti mâdenî uçlu kalemlerin m.s. XVIII. Yüzyılın ortalarına doğru Fransa’da îcâdedilmiş olduğu ileri sürülse de demir kalemin çok eski zamanlarda patrikhâne ve manastırlarda kullanıldığı zannedilmektedir.

Avrupalılar, Osmanlı yazılar için de demir kalem îmâl etmişler ve 1830 senesinden sonra Osmanlı ülkesinde, günlük hayata kullanımı yaygın hale gelmiştir. Fakat hattatlar mâdenî uçlarda istedikleri kıvraklık ve esnekliği elde edemedikleri için îtibar etmemişler, terbiye edilmiş kamış kalemi yazının (1) hareket ve cereyânına daha uygun ve tabiî bulmuşlardır. Hüsn-i hatta kullanılan kamış, ekseriyâ Îran Hazar Denizi kenarı ve Irak Dicle nehri kenarında kurulmuş Vâsıt şehrinden getirilirdi. Tabiî rengi sarı olan kamışlar sıcaklığını muhâfaza etmekte olan gübre içine yatırılır, bir takım kimyevî değişimlerden sonra koyu kahve rengini alır, sertleşirdi. Kalem ancak bu ıslâh ve terbiye ameliyesinden sonra kullanılırdı. Bu ıslâh sıcak ülkelerde güneş altında yapılırdı.

Vasıfları: Kamış kalem ne çok ince, ne de çok kalın olmalı. Rengi parlak ve siyaha yakın, düzgün ve yuvarlak, boğum araları bir karış olmalıdır. Bu evsâfı hâiz bir kalem, mermer taş veyâ cam üzerine atıldığı zaman tiz bir ses çıkarır. Yazma bir eserde kamış kalemin vasıfları şöyle anlatılmaktadır: “Evvelâ, hüsn-i hat yazanlara kalemin âlâsın ve mürekkebin rânâsın ve kâğıdın zîbâsın görmek gerekir. Kalemin âlâsın oldur ki kızılı pek ola ve aklığı pek az ola ve damarları doğru ola, zîrâ damarları doğru olmazsa, kalemi şak itdikte eğri şak olur doğru şak olmaz. Eğri şak olan kalemden hüsn-i hat gelmez ve kalemin kalınlığı evsat ola ve uzunluğu on parmak ola.” (2)
1- Necib Asım, Kitâb, İstanbul 1311, s. 82-89.
2- Seyyid Halil Vehbî, Hat Risâlesi, vr. 1b.