Kâğıttan Önce Yazı Malzemesi

Mezopotomya, Anadolu ve Mısır medeniyetlerinden günümüze ulaşan en eski yazılar taş, kil tabletler, tahta ve bez üzerine; Roma kânunları bal mumu ile cilâlanmış meşe tahtası üzerine yazılmıştır. Mısır, Roma ve Yunanlılarda kullanılan ağaç levhaların yan yana getirilmesiyle codex denilen kitaplar meydâna getirilmiştir. Uzak Doğuda bambu denilen kamış levhacıklarının da yazı malzemesi olarak kullanıldığı bilinmektedir. Demir kalem ile oyarak yazmak için taş, tunç, mermer ve kurşun kullanılmış, bunlar üzerine ya hak veyâ resim yoluyla yazılmıştır. Tavsiye edilmiş kemik ve ağaç yaprakları da kâğıttan önce yazı malzemesi olarak kullanılmıştır. Papirus de bilinen en eski yazı malzemelerindendir. Mısır’ın Nil nehri bataklıklarında yetişen papirus,  2-4 m. Boyunda, 5-6 cm. eninde bir cins kamıştır. Eski Mısırlılar’da özünden yiyecek, saplarında çeşitli ev eşyâları ve sandal yapılan papirus birkisinin asıl önemi kendisinden kâğıda benzer bir yazı malzemesinin yapılmasıdır. Bitki sapları, 5-6 cm. en, 20-30 cm. boyunda ince tabakalar hâlinde kesilerek usûlüne uygun yan yana ve uc uca, kendisinden çıkan zamklı maddeyle yapıştırılarak yaprak hâline getirilir. Fil dişinden bir mühre ile mührelenip, zamanla bozulmaması için, üzerine sedir yağı sürüldükten sonra yazı yazmaya hazır hâle getirildi. M.S. II. Yüzyıla kadar Akdeniz havzasında yazı malzemesi olarak kullanılmış, daha sonra yerini yavaş yavaş parşamöne bırakmıştır.
Parşömen

Avrupa’da kâğıt îmâlinin yayılmasına kadar kullanılmış yazı malzemesidir. Keçi, oğlak, dana ve başka cins hayvan derisinin husûsî bir şekilde terbiye edilmesiyle elde edilir. Deri, yazı malzemesi olarak çok eski zamanlarda biliniyor ise de yaygın değildi. M.Ö. II. Yüzyılda Bergama Kralı II. Eumenes zamânında Mısırlıların papirus ihrâcını yasaklamaları üzerine Bergama’da parşömen îmâlî artırılmış ve geliştirilmiştir. Bergama (pergamon)’dan dolayı pergamina denilen bu derinin adı sonradan parşömen oldu. Bütün Ortaçağ milletleri arasında yayıldı. Parşömenin beyaz, sarı ve kırmızı üç çeşidi vardı. Nâdiren iki yüzüne yazılır, parçalar birbirine yapıştırılarak tûmar haline getirilirdi.

Kâğıt (Kırtas)

Hamur hâline getirilmiş pamuk, keten, ipek, pirinç samanı gibi bitkilerden çeşitli kimyevî madderlerin de ilâvesiyle yapılan ince ve kuru yaprak, yazı yazma, temizlik ve anbalaj gibi pek çok işte kullanılan en önemli tüketim maddesidir. Kültür ve medeniyetlerin ilerlemesinde büyük rol oynayan kâğıdın, ihtilâflı olmakla berâber, ms. 105 târihinde Çin’de Ts’ay Lun tarafından îcat edildiği ileri sürülmektedir. Hükümdârın saray muhâfız alayı mensuplarından Ts’ay Lun, kâğıt hamuru olarak, bitki kabuklarını bilhassa böğürtlen liflerini, pamuklu elbise paçavralarını hurda balıkçı ağlarını kullandığı bilinmektedir. (1) Türkistan’a önceleri ithal malı olarak giren kâğıt, Talas savaşından sonra 134/751 târihinde ilk defa Çin’den başka Semerkant’da da kağıt imal edilmeye başlanmış, Semerkant dünyâ kâğıt merkezi hâline gelmiştir. Kısa zamanda, Semerkant kâğıtları dünyâ piyasalarına hâkim olmuş, IX. Yüzyıldan îtibâren de papirüs ve parşömenin yerini almıştır. Türkler, medenî dünyânın kurulması ve gelişmesinde büyük payı bulunan kâğıdın, dünyâ milletleri arasında yayılmasına hizmet etmişler, böylece târihî ve önemli bir rol oynamışlardır. Semerkant’tan sonra Bağdad, Şam ve Mısır’da kâğıt imâlathâneleri kurulmuş, daha sonra da kâğıt müslümanlar vâsıtasiyle Avrupa’da yayılmıştır. XII. Yüzyılda İspanya kâğıt sanâyi, XIII. Yüzyılda İtalya kâğıt sanâyi, bunu da diğer Batı ülkeleri tâkip etmiştir. (2)

1- Şinasî Tekin, Eski Türklerde Yazı, Kağıt, Kitap ve Kâğıt Damgaları, İstanbul 1993, s. 25
2- Necib Asım, Kitâb, s. 74-81; Habîb Zeyyat, "Suhufü'l-kitâbeti ve Sanâ'ati'l-varak fi'l-İslâm", el-Meşrik, 1954; Mehmed Ali Kâğıtçı, Kâğıtçılık Târihçesi, İstanbul 1936; CI, Huart, V. G. 1960; Sabîh Alaçam, İnkilâp Türkiye'sinde Kâğıtçıık, İstanbul 1940; "Kâğıt", İA, VI, 70, 71; Süheyl Ünver, XV. asırda Kullandığımız Filigran Kâğıtlar", V. Türk Tarih Kongresi; Şinâsi Tekin, Eski Türklerde Yazı, Kâğıt ve Kâğıt Damgaları, s. 25.