Menü
Bu yazının tamamını bilgisayarınıza kaydetmek için tıklayınız
Bu yazıyı
arkadaşınızın e-mail adresine gönderin!
Metânet
Terkîb kanununun asıl hedefi, yazı bünyesine rûhî hendesenin gerektirdiği metâneti sağlayabilmektir. Çünkü bir yazı ne kadar metin yazılmış olursa, o nispette güzel olur. Nitekim, Şeyhülislâm Hasan-ı Sincârî “Bidâat-ül Mücevvid” adlı eserinin mukaddimesinde, “Güzel yazı halâvetli olandır. Halâvetli yazı da metin olandır.” Diye ifâde eder. Bu met’ânet önce yazının maddî hendesesindeki mükemmeliyetle tahakkuk ediyor gibi görünse de, hakîkatte rûhî hendesenin maddî hendeseyi kendi metâneti lehinde kullanabilmesine bağlıdır. Gerçekten, Ma’kılî’de olduğu gibi donuk hendeseye bürünmüş bir yazıda muntazam yontulmuş bir taş metâneti kadar sertlik duyulabilirse de, estetik yazıda aranılan metânet; tutmuş, taş kesilmiş bir çimento metâneti değil, rûhî hendesenin ifâdesindeki seyyâl metânettir.

Bunu şu misâl ile daha açık ifâde edebiliriz: Bünye teşekülü bakımından gürbüz, sıhhatli, kuvvetli görünen ve gözler yıldıran pehlivanın bu görünüşü hakîkatte maddî ve zâhirî bir haldir. Onda aranılan asıl metânet ise, ona bunları sağlayan rûhunun mânevî bir zayıflığa, gizli bir hastalığa mübtela olmasında, irâdesinin ve rûhaniyetinin kuvvetli bulunmasındandır. Korkak, gâbî, imkânlardan istifadeyi düşünemeyecek kadar beceriksiz, birkaç dakika sonra tıknefes oluveren, sert bir kaya gibi durmaktan başka bir rol alamıyan bir pehlivanla, çevik, zeki, tedbirli ve mukavemetli, yerine göre pasif, yerine göre aktif olabilecek kadar elâstiki ve seyyâl bir varlık ifâde eden pehlivan arasında ne kadar fark varsa bir yazının maddî ve rûhî hendeselerindeki metânetler arasında da o kadar fark vardır.

İşte, san’atda aranan ve tahakkukuna çalışılan asıl güzel yazı, göze sert görünen ve rûha donuk bir taş katılığı telkîn eden değil, yazanın rûhundaki ve bundan doğan rûhî hendesedeki metâneti ve bu metânet içinde süzlüp gelen cana yakınlığı tanıttıran ve rûhu, seyyâliyetiyle istilâ eden yazıdır. Çelik, tahta, mukavva, lâstik arasındaki metâneti nasıl ayırt edebiliyorsak, yazılar arasında da böyle dereceli metânet sezmek dâimâ mümkündür. Maamâfih, yazıdaki metânet, yazıya munhasır bir husûsiyet olduğundan bir aynını diğer san’at eserlerinde göremeyiz. Bunlarda görülen metânet, asıllarındaki metânette nispetle tâyin ve takdîr olunduğu halde, güzel yazıda doğrudan doğruya takdîr olunur. Bu, öyle bir metânettir ki, yazının maddî hendesesinde, metâneti kendi seyyâliyeti içinde estirerek estetiği lehinde kullanır da, yazı hem akıcı ve yumuşak bir karakter gösterir, hem de nüfuz istemeyen bir mukavamet hissetttirir. Estetik değeri de, bu metânetin bir seyyâliyet içinde arzettiği âhenklerden okunur. Füsûn ve câzibe hâli bu mertebede kendini gösterir. Maamâfih, bir yazının bedâati için, metânet başlıbaşına bir âmil de değildir. Daha başka şeylerin de bulunması gerekir.
Bir Önceki Konu: Seyyâliye

Bir Sonraki Konu:
El ve Kalemle Yazma

Makaleler Sayfasına Dönmek İçin Tıklayınız...