MÜREKKEPLİK (Hokka)

Hokka, içine mürekkep, boya, macun ve yağ gibi malzeme konan küçük yuvarlak kap. Arapça’da “küçük kutu” mânâsına gelir. En yaygın kullanışı küçük ve yuvarlak mürekkep hokkasıdır. Mürekkeb hokkası yerine devat, mihbere (mahbera, mahbura), furza kelimeleri de kullanılmıştır. Türkçe’de devattan bozulmuş olan divit kelimesi hokkası ve kalemliği birlikte olan bir yazı âleti için kullanılır. Kare biçiminde köşeli madenî hokkalara mecma’ denilir. Farsça’da hokka yerine devat, âme, hâlistani hâliste (Dihhüda, Lügatnâme, c. XII. B, s. 817) kelimeleri de kullanılmıştır. Devat’a, karnında taşıdığı mürekkeple eserler yazılması, ilmin yayılmasına vesile olmasından kinâye lütüf ve ihsanların anası mânâsına “ümmü’l-âtaya” denilmiştir. Bazı müfessirler el-Kalem sûresi başındaki çanaklı yazılan nun harfinin mürekkep hokkası devat mânâsına geldiğine işaretle Allah’ın hokka ve kalem üzerine yemin ederek hokkanın önemine dikkat çektiğini ifâde etmişlerdir (M.Hamdi Yazır), Hak Dini Kur’an Dili, c. VII. S. 5258). (1)Divit veya devât ise kalem koymak için boru şeklinde uzun sapı ve ucunda mürekkebe mahsus bir de hokkası bulunan eski usulde yazı âletidir. Bakır, pirinç ve gümüş gibi madenlerden yapılır. Bu san’atın geçmiş büyük ustaları arasında Kanbur Ahmed, Mehmed Usta, Rûmî, Fennî Abdüllâtîf Recâî en meşhurları olarak zikredilir. (N. Rüştü Büngül, Eski Eserler Ansiklopedisi, s. 78)

Kullananın zenginlik derecesine ve mevkiine göre cam, porselen, abanoz, kuka ağacından; altın ve gümüşten yapılanları olduğu gibi, üzeri kıymetli taşlarla süslenmiş san’at değeri olan hokka takımları, ayrıca Çin gülâbdanları boğazı kırılarak ağızları ve dipleri altın veyâ gümüşle tezyine edilmiş hokkalar da vardır.

Bir hokka takımında, siyah ve kırmızı (surh) mürekkep hokkası, rîkdan (rîk veyâ rıh: kum, yazıya dökülen ince kum), bir de kalem konulacak yer bulunur.

Hokkanın içine mürekkep koymadan evvel kabartılmış, didilmiş lika (ham ipek) yerleştirilir. Böylece kalemin ağzı sert kısımlara çarpmaktan korunmuş ve arzu edildiği kadar mürekkep alınması sağlanmış olur.

1- Müstakimzâde, Tuhfe-i Hattâtîn, İstanbul 1928, s. 603; Mahmud Yazır, Kalem Güzeli, c. II, s. 177-180; Mehmed Zeki Pekalın, Osmanlı Târih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, c. I, s. 845, 846; M. Uğur Derman, "Eski Mürekkepçiliğimiz", İslam Düşüncesi, 2/1967, s. 106-107; Muîz b. Bâdîd, Umdetü'l-küttab ve 'uddetü zevi'l,elbâb, Meşhed 1409, s. 31; Sûlî, Edebü'l-Küttab, Kâhire 1341, s. 92-98; Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı Belgelerinin Dili (Diplomatik), İstanbuş 1994, s. 47; Celâl Esad Arseven, "Hokka", Sanat Ansiklopedisi, c. II, s. 756-757.