|
|
|
|
Bu yazının tamamını bilgisayarınıza
kaydetmek için tıklayınız
Bu yazıyı arkadaşınızın e-mail adresine gönderin!
|
|
|
|
|
|
Güzel ve Güzellik Nazariyeleri
|
|
|
|
|
|
1- Eflâtun’a göre: “Güzel başlıca iki türlü düşünülebilir: Husûsî ve münferid güzel, bizâtiî ve mücerred güzel. Husûsi ve münferid güzel, husûsi hayırdır ki maksada uygunluk, fayda, zevk ve tenâsüble ifâde olunur. Bizâtihî güzel de bizâtihî hayırdır ki, hiçbir husûsî şey onu tam sûrette, târif edemez”. Eflâtun, bütün güzel san’atları birinciye idhâl eder ve şu mühim noktayı ihtâr eyler: “Güzel san’at dediğimiz şeylerin hepsi fânî ve birer gölge gibi olan eşyânın gölgesidir. San’atkâr, edindiği hayâllerin sûretlerini taklid ile uğraşan ve böylece kendini ve cemiyeti avutmakla geçinen ferdler ve zümrelerdir. Hakîkî san’atkâr odur ki, fânînin arkasında gizlenen (mutlak) ebedî ve ezelî güzeli gösterebilsin”.
Bu ifâdeye göre, güze san’atlar ve estetik güzellikler Allâh’a yükselmeye birer yoldur. Bu yoldan kayan san’atkârlar, küçüktür ve rûhen alçalırlar; hem kendilerini, hem cemiyeti bozarlar.
2- Aristo’ya göre; “Güzel iki bakımdan tedkik olunabilir: Süje (enfüsî), obje (hâricî). Süje bakımından güzel; bilmeyi sevmek duygusuna âittir. Obje bakımından güzel; nizâmî tenâsüb ve tenâzuru, muayyen hudûdu hâiz olmalıdır”. “Güzel, büyüklükte birleşen nizamdır”. Aristo’ya göre san’atkâr tabiatın bir mukallididir. “Fakat tabiatdan maksad, tabiatın üzerindeki ideal güzelliktir”
3- Plotinos’a göre “Güzel; tenâsüb değil, tenâsübde parlayan bir şeydir. Güzel, maddeye tahakküm eden ve onu kendi birliğine tâb’i tutan sûrettir. Güzel, rûhun bedende, zekânın ruhda, Allâh’ın zekâda görülmesidir”.
4- Augustinus’a göre: “Güzelliğin mâhiyeti birliktir. Nizam ve uygunluk bu birliğin zarûrî şartlarındandır. Fakat, bu güzel, hislerle idrâk olunmaz. Hisler, ona varmak için rûhun kullandığı vâsıtalardır. Kendi kendine vâr olan güzellik dikkate alınınca rûhun tasavvur ettiği bir kanundur. Bu kanun bizzat Allah’tır. Mutlak güzellik olan Allah, dünyâdaki bütün güzelliklerin kaynağı ve prensibidir.
5- Thomas’a göre: “Güzellik eşyâdadır. Eşyâdaki güzellik bir şuurda nev’i şahsına münhasır bir intıbâ uyandıran veya uyandırabilen bir ışıktır. Güzellik obje ile süjenin arasındadır. Birinin diğerine olan sıkı münâsebetinden hâsıl olmaktadır”.
Güzelliği vücûde getiren yalnız nizamdır. İster tabiatda olsun, ister san’atda, güzellik; nizam, tenâsüb ve zekânın eseridir. Güzellik, mütenâsib kısımlar üzerinde sûretin parlamasıdır. Sûret ne kadar parlak olursa intibâ da o nisbette zevk verici ve tam olur. Güzel, hoşa giden şey değil, temâşâsı hoşa giden şeydir.
6- Croussaz’a göre: “Güzellik izâfîdir. Yâni güzel mutlak değil, ferdlerle berâber değişmektedir. Birçok güzellikler vardır. Hepsi birere realitedir, hâricî bir hakîkattir ve hepsi bir rûhî vâkıaya tetâbuk etmektedir. Güzelliğin tenevvüüne sebeb, onu temâşa edenlerin başka başka oluşudur”. “Sebebin büyük bir kısmı kendimizde olduğu halde bütün bir tesiri yalnız objeye atfederiz”.
7- Râhib Dubos’a göre: “His, sanâtda gözeteceğimiz yegâne rehberdir. Fikir, zekâ bunun üzerinde sonradan hüküm verir. Herkesin hissi vardır. Bu cemiyet hislerinin güzel dediği güzeldir. Her san’atın diğerinden ayrı bir husûsiyeti vardır. Meselâ, resim mekânla, şiir ve mûsikî zamanla tâyin olunur.” Dubousse, san’atı bir oyuncak veya yalan telâkkî eder. Bütün modern nazariyelerin habercisidir.
8- Hutcheson’a göre, güzellik üç bakımdan mülâhaza olunur: “Birincisi güzel fikri bilâ-vasıtadır. Yâni teemmül ve istihsal mahsûlü değildir. Güzellik, görünür görünmez bize tesîr eder. En tam bilgi, bu hazza hiçbir şey ilâve etmez. Güzelliğin rûhumuzda uyandırdığı fikirler kendiliğinden ve dolayısıyla hoşumuza gider. Menfaat ve zarar düşüncesi bir şeyi bize hoş bulundurmaz. Güzeli güzel olduğu için severiz”. İkincisi, “Bizde terbiye, alışkanlık ve taklîde tekaddüm eden tabiî bir idrâk melekesi, bir güzellik duyumu vardır. Güzel hissi, diğer hislerden ayrıdır”. Üçüncüsü güzelliğin neden ibâret olduğu meselesinde şöyle der: “Bir şeyin bulunmasıyla o şeyi güzel yapan şey vahdettir. Bizdeki güzellik fikrini uyandırmağa en kabiliyetli olan şekiller, kendilerinde, birlikte değişikliği birleştiren şekillerdir.
9- Kant’a göre: Kant güzelliği keyfiyet, kemiyet, cihet ve sebeb bakımlarından tedkîk eder. “Keyfiyet bakımından; bedîî zevk hükmü, hisden evvel, hoş hükmü sondadır. Kemiyet bakımından, güzellik serbest ve tabi’ olmak üzere ikidir. Bedîî zevk serbest güzelliktir. Husûlü hiçbir kayd ve şarta tâbi’ değildir. Ferdî olmakla berâber küllîdir. Tâbi’ güzellik şu veya bu şart ile veya mantık yoluyla idrâk olunur. Cihet bakımından; güzellik hazzı, muhayyile ile müdrike arasında kurulan âhenkli bir oyunun neticesidir. Sebeb bakımından ; güzellikte gâye, iyilik, maksada uygunluk ve fayda gibi duyguların mefhumların rolü yoktur”. Hulâsa, Kant’a göre güzellik, mefhumsuz, külliyen, hoşa giden şeydir.
10- Fechner’e göre: Tecrübî estetik bununla başlar. Bu feylesof, güzelliğin objektif unsurunu nazarî olarak tâyine çalışmanın imkânsızlığına işâret ettikten sonra, faraziyeleri bırakıp doğru müşâhedelere ve tecrübelere dayanmıştır. Müşâhede bize şunu öğretmiştir ki, derhal hoşa gitmek kalitesini yüksek derecede ve oldukça saf olarak hâiz olan şey, güzeldir. Demek oluyor ki güzel, esâsında bir zevk ve haz duygusudur. Fakat, zevk ve haz duyguları psikolojik hâdiselerdir. Bu sebebten dolayı onları psikolojik usûllerle tedkîk etmek lâzımdır. Bu usûller: Seçme, hazırlama ve yapma ve evde kullanılan eşyânın tedkîki usûlleridir. Bedîî hissin ve hükmün ne olduklarını anlamak için idealist estetik gibi karışık şeylerin, güç san’at eserlerinin tedkîkînden hareket etmek deliliktir. Bütün bu şeyler, bütün bu eserler, sonunda; çizgi, renk ve zaman parçaları gibi çok basit ve fakir unsurlara ircâ’ olunmuştur. Sayısı mümkün olduğu kadar çok olan orta bilgili bir zümrenin takdirlerine tâbi’ tutulması lâzımgelen unsurlar bunlardır.
11- Lipps’e göre: “Bedîî realiteyi, tek başına şekle âid prensiblerle, yâni değişiklikte birlik ve monarşi tâbiiyyet prensibleriyle îzah etmeye imkân yoktur. Bedîî nesnede duyulur unsur dâimâ psikolojik bir iç’in semboludür. Bu unsur onunla canlanmış, ruhlanmıştır. İşte ancak bu sûrettedir ki, şekil bedîî bir kıymet taşır. Bu rûhânî prensip, benlik hissinin eşyâya izâfe edilmesidir” .
12- Véron, Jean Maria Guyau ve Lalo gibi daha bâzı feylesoflar da, güzelliği tecrübe yoluyla anlamaya çalışmışlardır.
13- Prof. Cel’al Esâd Arseven de, San’at Ansiklopedisi’nde şöyle der: “Nazarî estetik ilk önceleri modernler tarafından çok ihmâl edilmişti. On sekizinci asırda, P. André 1741’de neşrettiği “Güzel Hakkında Bir Tecrübe” isimli kitabında esas doktrin olarak (ordre) düzeni ve tabiatdaki hendesîliği kabûl etmiştir. Bununla berâber, dış güzelliğin rûhun yaşamasından intişâr ettiği netîcesini çıkarmaktadır. Daha bir çok felsefeciler de estetik hakkında muhtelif fikirler yürütmüştür.”
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir Önceki Konu: Güzel ve Güzellik
|
|
|
|
Bir Sonraki Konu: Bu Görüşlerin Özet ve Eleştirisi
|
|
|
|
Makaleler Sayfasına Dönmek İçin Tıklayınız...
|
|
|
|
|
|
|
|
|