|
|
13 Mart 1836/16 Zilhicce 1253'de İstanbul'da doğdu. Yorgancılar
kethüdâsı Hacı Mahmud Efendi'nin oğludur. İlk tahsîlinden sonra
Arapça ve Farsça okudu. 1852'de Mâliye Kalemi'ne girdi. Sırayla
Dîvân-ı Hümâyûn Mühimme Kalemi'ne, Nişan Kalemi Hulefâlığı'na ve
1883'te aynı kalemin mümeyyizliğine tâyin edildi. Çeşitli yazılarda
asrının en büyük üstâdı olan Sâmi Efendi, sülüs ve nesih yazılarını
Boşnak Osman Efendi'den, sülüs celîsini Recâî Efendi'den, nesta'liki
önce Kıbrısîzâde İsmâil Hakkı, daha sonra Ali Haydar Bey'den, dîvânîyi
Nâsih Efendi'den, rik'ayı Mümtaz Efendi'den meşketmiştir.
Sâmî Efendi, bilhassa celî yazılarda san'at kudretini ortaya koymuştur.
Yazılarını tashîhini titizlikle yapar, bir yazı üzerinde bir ressam
gibi uzun seneler çalışır, "Celî yazmadıkça hattın esrârına vâkıf
olunmaz" dermiş. Celî sülüsde Mustafa Râkım, celî nesta'likte Yesârizâde'nin
tavrını geliştirerek güzelleştirmiş, devrinin hattatlarına ve sonrakilere
imâm olmuştur.
Ekseriyâ zırnıkla siyah kağıt üzerine çalıştığı celî kalıp yazıları,
müzehhibleri (Hüsnü, Nureddin ve Bahâ Bey'ler) tarafından altınla
işlenmiştir. Böylece celî sülüs ve nesta'lik pek çok nefis levha
vücûda getirmiştir. Bilhassa Altûnizâde ve Cihangir câmilerinde,
müzelerde, husûsî koleksiyonlarda bulunan levhaları yanında Yeni
Câmi Çeşme ve Sebîli'nin kitâbesi, Kapalıçarşı kapıları, Bâbıâlî
Nallı Mescid, Şehzâde Câmii, Erenköy Zihni Paşa ve Gâlip Paşa câmilerinin
kitâbe yazıları Sâmi Efendi'nin talebelerindendir.
Osmanlı Türk zevkine uygun sülüs, nesih, nesta'lik ve celîleri târihî
seyri içinde tekâmülünü Sâmî Efendi ekolüyle tamamlamış, XIX. Asırda
altın çağını idrak etmiştir.
16
Recep 1330'da vefât eden Sâmî Efendi Fâtih Câmii hazîresine defnedilmiştir. (1)
|
|