16. yüzyılın ortalarına doğru Türk bezeme motiflerinde büyük bir zenginlik kendini gösterir. O zamana kadar kullanılmayan sivri uçlu, kıvrık hançer yapraklar, bu dönemde stilize çiçek motifleri eşliğinde, saz yolu denen bir üslup altında işlenmeye başlanır. Sözkonusu düzenlemelerde kullanılan hataî motifleri oldukça iri ve çok ayrıntılıdır. Nakkaş Şah Kulu tarafından İstanbul sarayında geliştirilen bu bezeme tarzı, Osmanlı süsleme sanatının son dönemine kadar kullanılmıştır.
Türk Tezhip sanatında yapılan en büyük atılım da aynı döneme rastlar. Kanuni Sultan Süleyman’ın başnakkaşı Kara Memi tarafından geliştirilen natüralist üslûp, ilk olarak yazma eserlerde ortaya çıkar. Gül, karanfil, lale, nergis, sümbül gibi çeşitli bahçe çiçekleri; çiçek açmış baharlar ve dekoratif tarzda ele alınan serviler, bu üslûbun getirdiği yeni motiflerdir. Kara Memi öncesinde, Yavuz Sultan Selim döneminden başlayarak çeşitli tarihlerde Doğu’ya yapılan seferlerden sonra saraya getirilen Tebrizli ve Heratlı sanatçıların yerli nakkaşlarla birlikte çalışmış olmalarından ötürü, Osmanlı eserlerinin İran etkisinde kaldığı gözleniyordu. Oysa, klâsik dönemde ortaya çıkan bu yeni üslûpta tamamen Osmanlı’ya özgü bir bezeme özelliği kendini gösterir.
Dönemin tezhiplerinde yer alan zemin renklerinde lacivert ve altın çok dengeli bir oranda kullanılmıştır. Estetik açıdan bırakıldığında tığların da en mükemmel şeklini bu dönemde bulmuş olduğu dikkat çeker. Baş sayfa tezhiplerinin hemen hemen bütün sayfayı kaplayacak şekilde bezendiği; başlık süslemelerinde dendanlı ve mihrap şeklindeki formlara oldukça geniş yer verildiği görülür. Ayrıca, bu dönemde yazma eserlerin süslenmesinde halkârîye büyük önem verilmiş; Kanunî’nin Muhibbi mahlasıyla yazıp müzehhib Kara Memi’nin tezhiplediği divanında görüldüğü gibi eşsiz sanat eserleri meydana getirilmiştir.
|