Aynı sanat çevresi içerisinde çiz. 1/c'de belirtilen bitki
kompozisyonu da I. Pazırık Kurganı'ndan çıkarılmış koşum takımına
ait bir parçadır (res. 3). Beş damarlı olarak gelişen birinci
örneğe göre burada birbirini takibeden alternatif iki bitki
şekli esas alınmıştır. İki palmet motifi ile bunların arasında
bir ve yanlarında birer olmak üzere beş ayrı motiftn oluşan
bu kompozisyon, Türk sanatının sonraki dönemlerinde ortaya
çıkacak olan "Palmet" ve "Lotus" olarak baş ve kuyrukları
benzer şekilde sonuçlanan çeşitli hayvan figürleri, XI-XIII.
Yüzyıl Anadolu Selçuklu yaplarında özellikle ejderli kabartmalarda
ortak karakterler halinde karşımıza çıkmaktadır. (Önder 1966;
İnal 1971 ; Öney 1969: 176-177; Esin 1969; Gündoğdu 1979)
Ahşaptan işlenmiş bu figürün konumuz açısından bizi ilgilendiren
yanı, kıvrık gaga, baş ve kulak kısımlarının palmet, rûmî
ve lotusların, Türk sanatı çevrelerinde görülen eğri kesim
tekniği ile işlenmiş örneklerle gösterdiği beraberliktir.
Buradaki grifon figüründe gaga, yele ve kulak kısmının içlerinde
ortaya çıkan şekil, rûmî motiflerinin orijinini temsil edecek
görünümdedir. Çifte rûmîlerin de zamanla palmetlerin oluşumuna
yol açtığı bilinmektedir.
Hayvanları çok iyi tanıyan, onları ahşap, maden, keçe ve deri
üzerinde adetâ hamur şekil verircesine kolayca biçimlendiren
Hun sanatı çevresinde, Orta Asya Hayvan üslûbunun anlatım
gücü, günümüz soyut heykel ve resimleriyle uğraşanları olduğu
kadar XX. Yüzyılın ilk çeyreği bir akım halinde ortaya çıkan
Fauvist'lere de pek çok konuda kaynak oluşturabilcek niteliktedir.
(3)
M. Ö. 77 yılından itibaren, gün ışığına çıkarıldıkları XIX.
Yüzyılın sonu ile XX. Yüzyılın ilk yarısına kadar geçen dönemde
bir çok defalar soyulmuş, yağma edilmiş olan bu kurganlardan
çoğu, bilimsel yöntemlerle açılarak buluntuların bir kısmı
yayınlanmıştır. (Diyarbekirli 1972: 95 vd.; diyarbekirli 1968:
112-204) Yayımlanabilenlerin incelenmesi ile hun çevrelerindeki
pek çok mezarda ortaya çıkan bu veriler, inanılmaz derecede,
hayvanlar ve doğa ile kaynaşmış, sanatçı bir topluluğun meydana
getirebileceği son derece özel biçimleriyle dikkatleri çekerler.
Bunlara sadece şekil benzerliği ve malzeme ortaklığı olarak
bakmamak gerekir. İfadeci bir anlatımla, abartılması gereken
bütün unsurların başarı ile yansıtılması, kıvırıp bükülmesi,
şişirilip küçültülmesi, vücutlarda özel biçimlere yer verilmesi
şeklinde özetlenebilecek görünümleriyle birlikte tasvir edilen
hayvan ve bitki kompozisyonları, birbiriyle geçişli olmalarıyla
da dikkati çekerler. Orta Asya'nın uçsuz bucaksız bozkırlarında,
yaylarında, vâdilerinde yaşayanlar tarafından oluşturulan
bu kültür, hem doğanın hem de üzerinde yaşayanların ortaklaşa
meydana getirdikleri değerler bütünü olarak algılanmalıdır.
Başta, ahşap, maden, deri ve keçe olmak üzere taş, kemik vb.
gibi diğer malzemeler üzerinde tüm boyutlarıyla ve en güzel
şekillerde yoğurularak gerçekleştirilen, şematize edilen ya
da üslûplaştırılan bitki motifleri, hayvandan bitkiye veya
bitkiden hayvana geçen özellikleriyle, ayrıca zemin olgusu
yaratacak nitelikte ve çerçeveler içinde sunulmuşlardır. (Esin
1969: 163-182) Kalıplama, ajurlama, yapıştırma, eğri kesim
(4) gibi teknikleri kullanarak ortaya konulmuş bu sanat eserleri
, sınırsız bir hayvan bilgisine ve gözlemci doğa bilgisine
sahip Orta Asya insanının elinden çıkmışlardır.
Türk sanatının genel akışı içerisinde M.S. X.-XI. Yüzyıllarda
bulundukları bölgede bir devlet kuran ve sanat alanında hayli
de etkili olan Gazneliler, kendilerinden önceki Türk devletlerinden
almış oldukları sanat mirasını daha da geliştirip, olgunlaştırarak
kendilerinden sonraki Türk devletlerine aktaran bir katalizör
görevini yerine getirmişlerdir. (Ögel 1964 ; 104 vd.) Gazne
şehri merkez olmak üzere sahip oldukları topraklar üzerinde
meydana getirdikleri çok amaçlı yapılan iç ve dış yüzeylerinde
hem figüratif hem de dekoratif anlamda bu tür motifleri kullanmışlar,
daha arkaik olan ilk şekilleri olgunlaştırarak klasik görünümlere
kavuşturmuşlardır.
Çiz. 3'de verlen korkuluk levhası (res. 6), Gazne kazılarında
ortaya çıkarılmıştır. (Bombaci 1962a : 573 ; Bombaci 1962b:
90; Ögel 1964: 203, res. 8; Ögel 1966: 104 vd., res.119) XI.
Yüzyıla ait Gazneli Sultan Mesud III'ün Sarayında iç avlu
olarak bilinen kısımdan çıkarılan pek çok figürlü kabartmada
olduğu gibi bu kabartmada da Hun sanatında ortaya çıkan motif
ve figür anlayışının etkili olduğu görülmektedir.
Bu levhada görülen bitkisel ve figüratif tarzdaki kabartmalarla
Gaznelileri takiben aynı yerde bir devlet kurmuş olan Büyük
Selçuklular, hatta Anadolu Selçukluları ile aynı mirası paylaşan
diğer Türk devletlerinin ortaya koyduğu süslemeler arasında
da açık bir yakınlık bulunmaktadır. Bu yakınlık birer düz
palmet şekli ile aynı kökten çıkan iki rûmînin meydana getirdiği
alternatif bir sıralama ile kendini hissettirir.
Anadolu Selçukluları tarafından yaptırılmış çeşitli yapılarda
da karşılaştırdığımız bu tür süslemeler giderek daha olgunluk
ve çeşitlilik kazanmıştır. Gazne sanatında mükemmeleşen rûmî
ve palmetlerin İslamın yayıldığı çevrelerde de daha ince kıvrım
dallar ve birbiriyle bağlantı sağlayan kollarla çok girift
bir bemze şekline dönüşmesi ile konuyu açıkça tariften kaçınmak
amacıyla bu tür bezemelere "Arap işi" anlamına gelmek üzere
"Arabesk" denilip geçilmiştir. (Grabar 1988 : 145-158 ; Arseven
1975a.)
Bu küçük değerlendirmemizde sonraki dönemlere ait ve özellikle
İslâmî çevrelerde giderek yaygınlık kaznan palmet ve rûmîlerin
önceki Bin yıllık devrede Orta Asya türk sanatı çevrelerinde
ortaya çıkarak kullanılmaya başlanmış olmalarına dikkat çekmek
istedik.
|