Bizde lâle yetiştirenlerden yüzlerce mâruf ve literatüre geçmiş meraklılar mecmualarımızda çok sayıda rastlanmıştır. Bunların arasında bilhassa XVIII. asırda isimleri yetiştirdikleri nadîde lâleriyle birlikte kaydedilmiş Türk kadınlarından ikisinin adlarını verelim:

İsimleri - Yetiştirdikleri lâlelere verilen isimler
Azize Kadın (1728) Cevher-i Şâhi
---------------------Cihangir Müşâbihi
---------------------Sincabî Kırlangıç
---------------------gül-i Peyker

Fatma Hatun Dilcû (Gönül ara- Eyüplü Şerif-zâdeyıcı)

Türk kadını çiçeği çok sever. Harem bahçesinde bunlarla meşgul olmağı âdeta ibadet sayar. Aralarında çiçek sohbetleri ve çiçek folkloru üzerine konuşmalar tarihte olduğu kadar hâlâ da yaygın bulunmaktadır.

Çiçeği öz evlâdı gibi seven kadınlarımız memleketimizin her tarafında bulunur. Çiçek ve lâle yetiştirmekte aralarında isim yapmışlardır. Çok sayıda şair kadınlarımız, lâleyi şiirlerinde güzel teşbihlerle yâd ederler. Lâlelerden bilmeceler söylemişlerdir. Onu sevmenin aralarında bir sembolü olmuştur.

Tarihimizde, her devirde bilhassa, yalnız lâle noktasından değil, her çiçek ile iştigal edenler bilerek veya bilmeyerek bir çiçek ve münhasıran bir lâle medeniyeti kurmuşlardır ki, tarihî seyirlerini resimleri, yazmaları ve medlûlleri ve metinleriyle elimizdeki esaslı malzeme bolluğu dikkate değer.

XX. asır başlarında bu güzel husûsiyetleri ziraat mühendisi Cevad Rüşdü ve tarihçi Ahmed Refik beyler yayınlarıyla yeniden yaşatmışlardır hizmetleri bu sahada büyük olmuştur.

Memleketimizde diğer çiçeklerle birlikte lâle resimleri az değildir. Bunlardan şimdiye kadar ancak birkaçının isimlerini verebiliyoruz. XVI. Asırda Kanunî Sultan Süleyman Nakışhanesi üstadı "Karamemi" ve talebesi lâleleri stilize çizmektedirler.

XVII. Asırda Bursalı oymacı Fahri lâle resimlerini oymakla da meşhurdur. XVII. asırda ressam Edirneli Levnî'nin meşhur "Sûrname" adlı eserinde lâleler çoktur. Fakat bu asrın sonunda "Mehmed" ve "Mevlevî Süleyman" tabiatten lâle resimleriyle meşhur olmuşlardır. Üsküdarlı Seyyid Mustafa, Hacı Dede ve Üsküdarlı meşhur sanat'kâr ve hattat Ali Efendi terkipleri içinde lâleye müstesna yerini vermişlerdir.

XIX. asırda Hezargradlı Ahmed Atâullah "Atâî" talebesinden Salih ve Ali Nakşibendîler zihinlerinde yer eden şekillerde renkli olarak çizdikleri lâleler, diğer süslemeler arasında lâyık oldukları yeri almışlardır. Hepsinin hizmetleri büyüktür. Hayırla yâd ederiz.

Bunlardan başka lâlelerle gayet mühim terkipler yapan san'atkârlar yetişmiş. Eserlerini taşlarda oyulmuş, tahtalar üzerine renkleriyle çizilmiş, diğer süslemelerimiz içinde görüyor ve lâkin san'atkâr isimlerini ve yaptıkları tarihleri bilmiyoruz. Bunun en güzel misâlini III. Sultan Ahmed'in Topkapı Sarayında Harem dâiresinde yemek odasında hayranlıkla seyretmek mümkündür.

Bunların içinde stilize olmaktan ziyade, daha çok tabiî ve uçları uzun Türk lâlelerinden ilham aldıkları görülmektedir. XVI. asırda Türk kumaşlarında lâle adeta belli bir motifimiz olmuştur. Eski Türk kumaşlarını nasıl ayırd edersiniz diye 1929 sonunda Viyana Müze müdürü H. Glück'e makamında sorduğumda: -Üzerlerinde lâle ve karanfil gördüğünüz kumaşlar tereddütsüz Türklere aiddir, demiş ve misâllerini göstermiştir. İşlemelerimiz ve oyalarımızda lâle baş motiflerimizdendir.

Lâlenin bizde çok rağbet kazanmasının sebeplerinden biri de varlıklı ve mühim mevkilere geçmiş ilim ve san'ata meraklı devlet adamlarının mevcudiyetidir.

Lâleyi eski Türk harfleriyle "Allah" ismine benzetmeleri ve lâle isminin de bu harflerden ibaret olup ebced hesabıyla 66 gelmesi, Türk mistik kültür ve folklorunda örnek şeyhler bile çiçek sevgisinde ön ayak olmuşlardır. Bu suretle an'anemizde asırlarla yaşamış olan lâlenin bizdeki medeniyeti, halkın da benimsemesinden XVII. asırda en büyük zirvesine çıkmıştır.

Lâle hem güzel bir çiçektir, çok ruh alıcıdır, hem de Allah ismine mazhardır diye severler. Bu cihetle lâle yetiştirenler, nev'ilerini çoğaltanlar ressamlar ve yazarlar, üzerlerinde kendi hesaplarına çalışmalarda bulunurlarken ince ve hassa şairler de manzumelerinde lâleyi çok zikrederler.

Lâle üzerine şarkılar düzmüşlerdir. Muhtelif melodilerle okunur. Yalnız alelumûm lâlelere değil, isimleri ve cinsleriyle meşhur olanlarına da ne manzûmeler söylenmiştir. Lâle teşbihleri sevgilileri memnun etmek için kullanılmıştır. Yeni doğan kızlara lâle ismi çok verilmektedir. Hem de içki bardağı mânâsına gelen piyâle ile kafiye birliği vardır. Bunlardan birkaçının mânâsını buraya alıyorum:

-Çayıra parlayan lâle gelince gül bahçesine müjde olsun ki şenlik zamanını hulûl etti.
"Nedim."
-Bahar geldi sen yine sevinemeden, gönül! Güllerle lâlelerle açılamadın, gönül!
"ŞeyhülislâmYahya"
-Eğer lâla bulamazsan eline piyâleyi alda bu viranlaşmış baharın ey büyükler! Hükmünü çıkar.
"Nedim"
-Ben sevgi bahçesinde lâle gibi açılmam.
"Vahîd"
-Çayır, lâleden haber gelince güzellendi. Ey gül vücutlu sevgilim sevin, bugün sevincin günleridir.
-Bahar gelince gönlünü hoş eder Esen tatlı rüzgâr lâlenin bakışını bile değiştirir.
-Bahar günleri lâle zamanının bayramıdır. -Ateş kenarı gül bahçesi kıyısıdır. Çünkü kış gününün lâle bahçesidir.
-Ey gönül açıcı lâle, gül bahçesinden uzaklaşma. Ben seninle neş'e okurum. Şarabım bayrağısın!
-Lâlenin latif rüzgâr külahını kaptı. Gül ona dedi ki: Başın sağ olsun, cihanda külâh az değil.
-Bir çiçeğim, adım lâle. Gül menekşe bana hâle. Bahçelerin melikesi. Çıldırtırım ben herkesi.
"Rûşen Eşref"
-Lâle çayır askerleri başıdır.

Hiçbir kusuru olmayan lâlelere eksper heyeti "Ser sükûfeciyan-ı hassa" Hassa çiçekçilerinin başı, maiyyetinde bulunan çiçek mütehassıslar" evsafını uygun olarak lâleleri beğenirse buna bir isim verilir ve deftere kaydolunarak "Katalog"a dahil edilmiş olur.

Bunlar içinde Osmanlı dilinde güzel terkipli olanları en güzel ma'nâları içine alır. Birkaçını misâl verelim:

Akıllara hayret verici, âyine, zevkli, revnak veren, ferahlık verici yûsufî moru, gül renkli feyz, işveli, kadri yüksek nazlı, şevk verici, gül yanaklı, oturanların başı, ıtırlı, İbrahim Bey alı, şânı yüksek...

Bunlarda yazılı vasıflar, yeni yetiştirilen lâlelerde, mütehassısları tarafından hatalı görülse reddolunur hem isim verilemez ve hem de kataloga bunun ismiyle birlikte geçirilemez.

Resimleri olanlarda bunlar gösterilmiş, resimsizlerde tavsifi verilmiştir. Bu cihetle listesini verdiğimiz kütüphanelerimiz yazma kitapları arasında kolaylıkla bulunabilen lâle ve çiçek mecmûaları bu noktadan da önemlidir.
- Önceki Sayfa - - Sonraki Sayfa -



Sayfa [ 1 - 2 - 3 ]



Sayfa 2 / 3
Motifler Ana Sayfasına Dönmek istiyorsanız tıklayınız...