15. yüzyıl ortalarından itibaren Fars bölgesi ve Batı İran önceleri Karakoyunlu daha sonra Akkoyunlu Türkmenlerinin hakimiyetine girmiştir. Bu dönemlerde hazırlandığı düşünülen çok çeşitli çizim, desen, minyatür, hat örnekleri İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunan ve son yıllarda Akkoyunlu Sultanı Yakub Bey'in mühürlerine rastlanması sebebiyle Yakub bey Albümleri olarak anılan albümler (H. 2153 ve H. 2160 numaralı) ile, 18. yüzyıl sonlarında İstanbul'da yaşamış Prusyalı diplomat Diez'in koleksiyonuna ait olup, halen Berlin'de Preussischer Kulturbesitz Staatsbibliothek'de korunan albümlerde yer alırlar. Bu malzeme arasındaki 14.-158. yüzyıllarda yapılmış Celayiri, Timuri ve Türkmen dönemine ait fırça ve mürekkep çalışmaları arasında da yılankavi bedenli, balıksırtı gibi pullu, sakallı, favorili, tek boynuzlu ve sırt çizgisi kalın belirtilmiş ejder resimleri izlenir. (Albümlerdeki bu ejder resimleri, Herat ve Tebriz'den istanbul'a uzanan bir resim üslubunun da göstergesi olarak (Grube 1969 : 85-109) yorumlanmıştır.) Bu resimlerdeki ejderler birbirini delerek girift bir görüntü veren iri yaprak ve hatayi denilen çiçek formları arasında çeşitli efsanevi yaratıklar ve orman hayvanlarıyla birlikte betimlenmiştir (res. 3)

İran'da Akkoyunlu egemenliği 1501'de Safeviler tarafından yıkılarak, Şah İsmail'in yönetimine geçmiştir. Bu arada Osmanlılar da Anadolu'da güçlenerek devlet kurmuşlar, 1324'de Bursa'yı almışlar, Balkanlar'da kontrolü sağlamışlar ve 1453'de İstanbul'u fethederek büyük bir İmparatorluğun çekirdeğini oluşturmuşlardır. Osmanlı Sultanı I. Selim'in (1512-1520) Safevilere karşı kazandığı 1514'deki Çaldıran zaferinden sonra, İran ile Osmanlı dünyası arasında bir köprü kurulmuş, gerek sürgün gelen İranlı sanatçılarla, gerek ele geçirilen sanat ürünlerinin etkisiyle Osmanlı sanatına da, Uzak Doğu motiflerinin yorumları girebilmiştir. Bunlar arasındaki ejder resimleri, Osmanlı saz üslubundaki örnekleriyle yeni bir senteze kavuşmuştur.

Örneklerini Saray albümlerinde gördüğümüz İran'da 14. - 15. yüzyıllarda Celayiri, Timuri ve türkmen dönemlerinde sürmüş olan bu ejder formu, Osmanlı saz üslubu resimlerine, Tebriz'den 16. yüzyıl başlarında (Sultan I. Selim'in Tebriz seferinden sonra) Anadolu'ya (Amasya'ya) sürgün gönderilmiş, adı kayıtlarda ve Osmanlı kaynak eserlerinde "Şah Kulu" olarak geçen İranlı sanatçıya yakıştırılan yapraklar arasında hareket halinde, mücadele eden, yürüyen ejderler ile ulaşmıştır (Mahir 1986: 113-130). Hançeri yaprakların sarmal şekilde çevrelediği ve yaprakların 15. yüzyıl örneklerinde olduğu gibi, birbirini delerek girift bir görüntü yarattığı bu resimlerdeki ejderhaların kökeni, hiç kuşkusuz kaynağı İç Asya'ya ve Uzak Doğu'ya dayanan ejder tasavvurudur.

Çin sanat motifleri arasında da, ejder, güçlülük ve erdemlilik perisi olarak kabul edilir. Aynı zamanda değişimin ve yaşamın ruhudur. İlkbaharda göklere çıkar ve sonbaharda kendisi suların derinliklerine gizler. Sonbahar noktası olan 21 Eylül'de kendini çamura bular ve bir sonraki ilkbaharda, çiçekleri ve yaprakları etrafa saçarak yeniden uyanır, doğa güçlerinin geri dönüşünü haber verir. Hayat verici yağmurlar ve fırtınalarla tüm doğanın kendini yenilediği ilkbaharın ve doğal nemliliğin üretici gücünün simgesidir. Hayırlı bir varlık izlenimini veren bu özellikleriyle Çin ejderi, ortaçağ mitolojisindeki ve Arap kaynaklarındaki canavar tipli ejderlerden ayrılır. Çin'de jeolojik zamanlarda yaşamış, uçan sorizenlerin, dinazorların ananesini devam ettirdiği de söylenir. Kuzey Çin'de bulunan fosil kalıntıları ejder kemiklerine benzetilir ve fildişlerine de, Çin dilinde ejder dişi adı verilir. Çin sanat motifleri arasında, daha önce de belirtmiş oluğumuz "Lung". "Chiao" ve "Kûei" olarak üç ayrı ejder tasavvuru vardır. En otantiği olan "ug", dokuz ayrı hayvanın birleşimidir. Devenin başı, geyiğin boynuzları, tavşanın gözleri, ineğin kulakları, yılanın boynu, kurbağanın karnı, balığın pulları, atmacanın pençesi ve kaplanın avuç içinden oluşur.Ağzının iki yanında favorileri, çenesi altında sakalı vardır. "Chiao" ise, bataklıklarda ve inlerde yaşayan yer ejderine denir. Kafası ve boynu daha küçüktür, boynuzu yoktur, bedeni yılankavidir. "Kuuei" de, ejderin en ilkel tipidir. Porselenlere, çanlara, gonglara, kemanlara, mezartaşlarına, taş anıtlara, dam saçaklarına, köprü tahtalarına, Buda tahtlarına, kılıçlara ve hapishane kapılarına oyulur veya işlenir. Genel olarak koruma ve emniyet ambledir. Beş tırnaklısı İmparator gücünü simgeler (Williams 1978: 132-141).

Ejderin Çin sanat motifi olarak bu şekilde tasviri, Osmanlı saz üslubundaki ejder resimlerinin kompozisyon tipleriyle ifade edebilecekleri anlamlara oldukça uymaktadır. New York Metropolitan Museum of Art'da bulunan "Amel-i Şah Kulu ala tarik elmeşk" atfını taşıyan, gördüğümüz ejder resminde olduğu gibi (Yayını için bkz. Grube 1962a: Lev, CXXO res.1; Grube 1962b:.223 res. 17b; Welch 1972: res.2; Rogers 1985: 22 res.3; Mahir 1986: res.2.) tasvir edilen ejderler, genelde "lung" titpinde kanatlı, tek boynuzlu, sakallı, favorili ve yılankavi bedenlidir. Pençeleri çoğunlukla beş tırnaklı olup, hançeri yaprakları kavrarlar. Başka bir örneği oluşturan İstanbul Üniversitesi Kütüphanesindeki 16. yüzyıl ortalarında hazırlanmış bir albümde yer alan bir diğer ejder resminde olduğu gibi (res.3), hatayi ve yaprak demetleri, çoğu kez ejderlerin bedenine sarmal şeklinde dolanmıştır. (Yayını için bkz. Çağman 1983: 147 E. 63; Mahir 1986: 125 res. 6; Atıl 1986: res.8; Atıl 1987 : no. 49e; Rogers - Ward 1988: no: 53f; Schâtze 1988: no. 55f.)

Massachusetts Fogg Art Museum'a Cary Welch koleksiyonundan gelen bir diğer resimde (Yayını için bkz. Welch 1978:. 427 res.4; Welch-Dickson 1981: 231 res.280) görüldüğü gibi, hızla ilerleyen ve hareket halindeki bu ejderler, orman yani saz içerisinde, baharın uyanışını, doğanın yeniden dirilişini Çin tasavvuruna uygun olarak müjdeler gibi görünürler. Yine Los Angeles Countr Museum of Art'a Edwin Binney koleksiyonundan geçmiş olan bir resimde (Bu resmin benzeri Sotheby's 1991, cat no: 171'de yayımlanmıştır. Ayrıca ckz. Binney 1979: no: 10,. 18-19; Denny 1983: 112 res. 16) görülen (res. 4) hançeri yapraklara yılan gibi dolanmış ejderler için de, Çin tasavvurundaki yer ejderi tasarımı geçerlidir.

Orman konusunu çağrıştıran mücadele halindeki ejder kompozisyonlarında Washington Freer Gallery of Art'da korunan arslan ile chi-lin mücadelesiyle, bir kuşu yutmaya çalışan hareket halindeki ejderi tasvir eden resimde de (Washington D.C freer Gallery of Art, Acc. No:48, 17, yayın için bkz. Mahir 1986:121, dipnot:27, res.9.) yine aynı formda sırt çizgisi kalın çekilmiş, kanatlı, pençeleriyle hatayi yaprak demetini kavrayan, tek boynuzlu, favorili ve sakallı bir ejder görülür (res. 5) Daha geç bir tarihe ait olması muhtemel olan Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesindeki, H. 2147 numaralı albümdeki bulunan, başka bir hatayi ve yaprak arasındaki ejder ile arslan mücadelesi resmi ise, sık ve girift orman konusunun yansıtıldığı ve ejderin biçimlendirilişinde Uzak Doğu tasavvurunun yaşatıldığı açıkça görülen başka bir çalışmadır. (Grube 1962a: Lev, CXLVI res. 38; Grube1962b: 225 res. 18. Atıl 1987: no.45d; Rogers-Ward 1988: no.50d; Shâtze 1988: no: 52; The Splendour 1988-89: No:16)

Saz üslubundaki resimlerden clevand Museum of Art'da korunan ve fırçasının yetkinliğiyle ressam Şah Kulu'ya ait olabileceğini düşündüğümüz hançerî yapraklar ve hatayi demetleri arasına ustaca yerleştirilmiş ejder ile zümrüdüanka kuşu resmi ise (Martin 1912: Lev.271(B); Kühnel 1923:40 lev. 98;Sakisian 1945 LXXXVI: 231-232 Lev. IIE; Grube 1962a: lev. CXXVII res. 6a; Grube 1962b: 221 res. 14; Grube 1982: 198 res. 191; denny 1983: 103 res. 1; Graf von Bothmer 1985: 54 no. 1/14) ise, orman konusu içinde bize, İç asya mitolojisinden bir Türk masalının konusunu sunar. Günümüzde Anadolu masallarında da paraleline rastlanan ejder ile anka kuşu mücadelesi konusunu bir Orta Asya masalına bağlamak mümkündür. Ejderha ve zümrüdüanka kuşu savaşını, Türk mitolojisinde varolan Er-Töştük Destanı içerisindeki bir masalda işlenmiştir. Bu masalda adı geçen kara kuş, zümrüdüanka kuşudur. Zümrüdüanka kuşunun Ön Asya mitolojisinde de önemli bir yeri vardır. (Ön Asya mitolojisinde de köklerine yılan sarılmış ve tepesine ik anzu kuşu tünemiş mukaddes ağaç, Güney sibirya ve Orta Asya mitolojisindeki, kökleri yılan ve ejderle bütünleşmiş ve tepesine çift başlı kartal (yahut bit çift kartal) tünemiş hayat ağacıyla karıştırılır. Bkz. Erdem 1990: 78 ve dipnot 53.) Araplar bu kuşa "Naka" derler. Türkler kuşun Farsça ve Arapça adını birleştirerek "Zümrüdüanka" olarak adlandırmışlardır. Aynı kuşa İran mitolojisi "Simurg" veya "sireng", hint mitolojisi ise, "Garauda" adını verirdi. Bu kuşun Kaf veya Elburz dağlarında oturduğu efsanelerde anlatılır, tüyünü ele geçirenlerin büyük sırra ve ölümsüzlüğe erişecekleri ileri sürülürdü (Ögel 1971: 108).


- Sonraki Sayfa -
Sayfa [ 1 - 2 - 3 ]



Sayfa 2/ 3


Motifler Ana Sayfasına Dönmek istiyorsanız tıklayınız...