Er-Töştük masalında da, kara kuşun tünediği ağaç,
hayat ağacıdır. Ağacın altında bekçi olarak bir yılan
bulunur. Masalda bu yılana "Acırğa", yani "Ejderha"
denilir. Destanda yer altında başından geçen olayların
anlatıldığı Er-Töştük, destanının bir yerinde hayat
ağacındaki yuvasında yavrulamış olan kara kuşun yavrularını
her yıl yiyen ejderhayı öldürür. Anne kuş geri dönüp,
Er-Töştük'ü ağacın yanında görünce, hemen yutar. Ancak,
yavrularından gerçeği öğrenince, yuttuğu adamı tükürür
ve hayat ağacından aldığı hayat verici gücüyle, yeniden
genç bir insan yapar. Er-Töştük kuştan kendisini yeryüzüne
götürmesini rica eder ve kuşun sırtına biner. Yola
koyulurlar, ancak yarı yolda kuşun yiyeceği biter.
Er-Töştük de, kendi etlerini ve gözünü kuşa yedirir.
Yeryüzüne vardıklarında, kuş onu yeniden yutup, tükürerek,
taze bir insan haline getirir. Böylece Er-Töştük de,
memleketine ve karısına kavuşur (Boratav 1965; Ögel
1971 : 541, 546). Bu masalda işlendiği gibi, yılan
yani ejderha ve kara kuş, yani zümrüdüanka kuşu, yavruların
yenmesi olayından ötürü karşılıklı savaşım halinde
tasavvur edilmişlerdir.
Saray albümlerindeki, özellikle Yakub Bey albümlerindeki
14. - 15. yüzyıl Timuri ve Türkmen dönemi fırça resimlerinde
de aynı konunun sıkça ele alındığını ve bu konu yansıtılırken
ormanın öğelerinin daha gerçekçi bir resim üslubuyla
işlendiğine tanık olmaktayız (res. 6). Bu albüm resimlerindeki
ejderleri gruplandırarak çalışmış olan İtalyan sanat
tarihçi Giovanni Curatola'nın da, konunun Er-Töştük
masalıyla ilgisine işaret etmiş olması, bu savımızı
desteklemektedir (Curatola 1989: 90-91).
Clevalan'daki saz üslubundaki ejder ve anka kuşu savaşımı
resminde de, yine, Çin tasavvurundaki balık sırtı
gibi pullu deriye sahip, tek boynuzlu, kanatlı, beş
tırnaklı pençeleri olan bir ejder ile karşılaşmaktayız
(res. 7). Bu konu Uzak Doğu sanatında da büyük bir
öneme sahiptir. Çin Edebiyatında da, ejder ile zümrüdüanka
bir çok karşılaştırmaların kaynağıdır. Çin sanatında
bu kuş tüylü kuşların imparatoru olarak tasavvur edilir.
Güvercinin boğazı, yılanın boynu ve balığın kuyruğundan
meydana geldiğine inanılır. Oniki kanatlı olarak düşünülür,
artık yıllarda onüç kanatlı olur, her zaman arkasında
küçük kuşlar görülür. Hayırlı bir efsanevi kuştur
(Williams 1978: 323). Biçim olarak İslam sanatında
tasviri, Çin inancındaki betimlenişine uymaktadır.
Topkapı Sarayı kütüphanesindeki H. 2165 numaralı Osmanlı
albümünde, bir sayfa kenarında (y.59b) altının tonlarıyla
Er-Töştük masalının uzantısı olan ejder ile anka kuşunun
yavrularının yenmesi sahnesini bir altın fırça süslemesi
(halkar) olarak izliyoruz. 16. yüzyılın Osmanlı-Safevi
kökenli sanatçılarına maledilebilecek olan bu çalışma
da (res. 8), bize bu motiflerin sevilen bir bezeme
konusu olduğunu düşündürmektedir.
Bu konu öylesine çok sevilmiştir ki, Osmanlı saz üslubunun
çeşitli sanat kollarına uygulanışına bile yansımıştır.
Kanuni Sultan Süleyman'ın (1520-1566) yatağanı (TSM
2/3776) konunun kuyumculuk sanatında işlediği en güzel
örneklerden biridir. (Sarre ve Martin 1912: no. 248;
Kanuni 1958: nr.69; Mayer 1962: 19 ; Pope 1964-65:
lev. 1424 D; yücel 1964-5; Köseoğlu 1980: IV/6; Çağman
1983: E. 85; Atıl 1987: no. 86; Köseoğlu 1987: 1 ev.82;
Rogers-Ward 1988; no. 83; Schâtze 1988: no. 84; The
Splendour 1988: no. 121; Soliman 1990: no. 80; Aynı
bezemeye sahip, kuşkusuz aynı ustanın eseri olan bir
başka yatağan Rayad'da Şeyh El-Ard koleksiyonunda
bulunmaktadır. Bkz. The Age of Sultan Süleyman 1990:
no. 50.) Sırtında Saray Kuyumcusu Ahmed Tekelü'nün
imzasını taşır ve 933 (1526-27) tarihini veren Sultan
I. Süleyman'ın yüceltici sözleri içeren bir kitabesi
vardır. Kabzası fildişi ve kademeli olarak mastika
ince kıvrımdal ve hatayi motifleriyle süslenerek üzerine
altın kıvrımdal, hatayi ve çin bulutları yerleştirilmiştir.
Tek ağızlı ve kalın sırtlıdır. Aynı tarzda kademeli,
oyma bezemeli altın balçığı vardır. Yabanın üst kısmı
ise, her iki yüzünde de yüksek kabartma mücadele halinde
ejder ve zümrüdüanka kuşu figürleriyle süslüdür. (res.9).
Güçlülük, erdemllik simgesi ejder ile ölümsüzlük simgesi
zümrüdüankanın krali bir eser olan bu yatağanda karşılıklı
ele alınması, Uzak Doğu ve İç Asya kökenli bu ikonografinin
nasıl Osmanlı dünyasına kadar uzandığını göstermesi
ve asya mitolojilerinin nasıl Anadolu'ya ulaşmýs
olduğunu göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Topkapı Saray Arz Odasında bulunan Sultan II. Mehmed
(1596-1603) için hazırlanmış olan tahtın (Çığ 1972:
20-22; Çığ 1976: 47-48) saz üslubundaki lake tavan
süslemeleri arasında da, bir madalyon içerisinde ejder
ile anka kuşunun karşılıklı tasvir edilmiş olması
da, yine aynı ikonografinin bir hükümdar tahtına uygulanışının
başka bir örneğidir. Osmanlı saz üslubunun en değerli
kalemişi çalışması olan bu süslemeler Kemal Çığ'ın
müdürlüğü esnasında yapılan restarosyan çalışmalarında
rokoko üslubundaki nakışlar altından ortaya çıkarılmıştır.
Beşik tonoz şeklindeki tavana sahip tahtın bu orijinal
süslemleri, tavanın alt kısım bordüründe paftalar
halinde yazılmış yirmialtı mısralık şiirden öğrenildiği
gibi, 1597-98 tarihlerine aittir. Hatayiler, hançeri
yapraklar, rozet tipinde çiçekler ve rumilerin dallarının
spiralimsi kıvrımlar çizerek oluşturdukları kompozisyon
arasında, tahtın kuzey ve güney tavanlarının ortasına,
bir madalyon içerisinde ejderha ve zümrüdüanka kuşunun
savaşımı sahnesi işlenmiştir (res. 10 a-b). Bu madolyonun
etrafı da, yine hançeri yapraklarla bezelidir.
Gerek yatağan ve gerek tahtın beşik toz örtüsü üzerinde
bu efsanevi yaratıklara yer verilişi, bize İç Asya
mitolojisiin çağlar boyu kültürlerdeki sürekliliğini
gösterdiği gibi, bu yaratıkların taşıdıkları hükümdarlara
layık güç ve erdemlilik vasıflarının da dikkate alındığını
düşündürmektedir (Topkapı Sarayı Müzesindeki 2/3775
bumaralı kılıcın kını v balçağı da ejder bezemelidir.
Saz üslubunun erken örneklerinde görülen ejder motifinin
kullanıldığı eserler arasında, başı ejder biçimi kulplu
maşrapaları da anmak gerekir. Kuşkusuz, bunun en karakteristik
örneği TSM Hazinesinde bulunan gövdesi necefli altın
maştapadır (2/8. yayın için bkz. Köseoğlu-Rogers 1987:
no.52) Timuri maşrapa formunun Osmanlı Sarayında 16.
yüzyıl ikinci yarısında da sürdürüldüğünü gösteren
bir eser olarak önem atşır. Kulbu, ağız kısmına birleştiği
yerde ejder formu alır. Bu örnekleri daha da çoğaltmak
mümkündür.) . Sonuç olarak, Osmanlı saz üslubundaki
ejder resimlerinde ve bezeme üslubu olarak saz üslubunda
rastladığımız ejder tasvirlerinde İran üzerinden Anadolu'ya
ulaşmış bulunan İç Asya ve Uzak Doğu ikonografisi
hakimdir, diyebiliriz.
KAYNAKÇA