|
Bir yandan istila ettikleri toprakların eski kültürlerini,
diğer taraftan Orta Asya sanatının etkilerini taşıyan
Selçuklu dönemi sanat eserleri büyük bir çeşitlilik
ve genellikle karşımıza çıkar.
Orta Asya'nın yüzyıllar boyu süren hayvan üslûbu bu
dönemde büyük bir stilizasyonla bütün süslemeyi hakimiyeti
altına alan bir güç kazanmıştır. Bu dönemde süsleme
sanatlarımızın ana kuralları konmuş, klasik motiflerimizin
karakteri belirlenmiştir.
Dönemin en belirgin süsleme örgesi olan rumi'ler, form
ve nitelik açısından büyük farklılık ve çeşitlilik göstermektedir.
Bezemelerde kullanılan hayvan motifleri, tabii hallerde
olduğu kadar, stilize ve yarı stilize şekillerde de
ele alınarak işlenmiş ve bu motifler sadece süsleme
amacı ile tatbik edilenlerin yanında, bazen bitkisel
anlamda olduğu kadar, bazen kavramsal nitelikte de yorumlanmıştır.
Yine bu dönemde, Türk Osmanlı süsleme sanatlarının son
yıllarına kadar devam eden, hurde, piçide, dilimli ve
kanatlı gibi bütün rumi çeşitlerinin kısmen şekillendiği,
bazılarının ise form olarak en ileri safhasına eriştiği
de dikkati çeker.
Selçuklularda hayvan resimlerinin giderek belirli bir
hat üzerinde yer aldığı ve bunun yanında, kanat uçlarından
birleşerek günümüzde kapalı formlar olarak adlandırdığımız
şekillere dönüştüğü görülmektedir. Tek olduğu kadar,
üç veya dört hayvanın kanat uçlarından birleşerek meydana
getirdiği düzenlemeler, daha ileriki dönemlerde, Osmanlı
süsleme sanatının sonuna kadar devam eden rumi üslûbunun
¼-1/2 gibi simetrik desenlerinin ana temelini kurmuştur.
Bu çizimlerde daha ilerki yıllarda görülen tek fark,
motifin tamamen stilize bir tarzda ele alınarak tabii
görünümlerinin ortadan kaldırılmış olmasıdır.
Selçuklu sanatındaki rumi üslubunda, genellikle kuş
görünümünde olanlar, tek başına olduğu kadar, hatai'lerin
de eşliğinde herhangi bir kompozisyonu tamamlayacak
tarzda düzenlenebilmektedir. Bu tür çalışmalarda, motifler
belirli bir hat üzerinde devam ederek, özellikle kuşların,
baş, gövde ve kanatları bütün yapısal karakterini korumaktadır.
Bunlara bakıldığında, hayvan yapısının bütün ayrıntıları
dikkati çeker. Üslûbun en belirgin örneklerini Selçuklu
dönemi maden sanatının çeşitli ürünlerinde görebilmekteyiz.
Yine aynı dönemde, grifon, ejder, harpi ve melek gibi,
çeşitli hayali yaratıkların kanatlarında da rumi'lere
oldukça sık rastlanır.
Kara hayvanının özelliği ve göklere yükselmenin tek
sembolü olan kanat, değişik inançların etkisi altında
birleşerek yeni süsleme örneklerinin meydana getirilmesine
neden olmuştur. Ancak bu örneklerde görülen kanatların,
çoğu kez tabii şekillerden ziyade, stilize bir yorumlama
ile ele alındığı da dikkati çeker.
Rumi'lerin Selçuklularda, oldukça yaygın bir tarzda
kullanıldığı bir diğer alan ise, tamamen süsleme amacı
ile ele alınan yazı altı nakışları ve "Varka ve Gülşah"
"mesnevisi"nde olduğu gibi, minyatürlerin zemin süslemeleridir
ki, bunlar bazen konunun içeriğini aksettiren kavramsal
nitelikte de olabilmektedir.
İslâmiyetin Etkisi
Türkler'in, İslâmiyeti kabulünden sonra, tabii hallerde
hayvan resimlerinin süsleme içinde kullanılması azalmaya
başlamıştır. Özellikle Osmanlı süslemelerinde buna oldukça
az rastlanır.
Her türlü tasvirden kaçınan İslam Sanatı, yasaklanan
insan ve hayvan figürlerini çizmek isteyen sanatkârları,
giderek soyutlamaya götürmüş ve genellikle geometrik
şekil ve düzenlemelerde ilerlemeye, bu alanda yaratıcı
olmaya zorlamıştır.
Bu nedenle de, Selçuklu döneminden sonra, rum motifleri,
aşırı bir üslûplanma altında, hayvani yapılardan tamamen
sıyrılmış, her türlü inanç ve kavramsallıktan uzak,
dekoratif süsleme örgelerinden oluşmuştur.
XV. XVI. Yy'lar bezeme sanatlarımızın her alanda en
üstün seviyesine ulaştığı bir dönemdir. Buna paralel
olarak süsleme motiflerimizde de büyük bir zenginlik
görülür.
Kullanılan her örge bu dönemde milli karakterine kavuşmuş,
tutarlı, dengeli ve estetik açıdan, kusursuz bir nitelik
kazanmıştır.
Rumi'lerin her yere uyan bünye yapıları ve daima kendini
yenileyen değişik örnekleri ile Osmanlı süsleme sanatındaki
etkinliği yine başta gelir. Özellikle Fatih Sultan Mehmet
döneminde, hükümdarın özel kütüphanesi için yaptırılan
pek çok sayıdaki yazma eserde, rumi üslûbunun yepyeni
bir Türk Osmanlı karakterinde ele alınarak yorumlandığını
görmekteyiz.
Rumilerde Çizim Özellikleri ve Kuralları
Rumi'ler çizim özelliklerine göre, sade, piçide, hurde,
kanatlı gibi değişik isimler alırlar.
Kompozisyonalardaki işlevlerine göre de, tepelik, ortabağ
veya kapalı form olarak şekillendirilir. Bu motifin
çizimleri yüzyıllar boyu daima belirli kurallar içinde
yapılmıştır. Selçuklu döneminde konup, Osmanlılarda
geliştirilerek en üstün seviyesine ulaşan bu kuralların
bugün değiştirilmesine çalışıldığında veya bu kurallara
dikkat edilmediğinde, bütün estetik değerlerinin kaybolduğu
görülmektedir.
· Simetrik düzenlemeler dışında, genellikle, kavisli
ve helezonik hatlar üzerinde ve aynı yöne olmak üzere
yerleştirilir.
· Başka tür motiflerin de kullanıldığı kompozisyonlarda
daima kendi hatlarında devam ederek diğerlerininkine
karışmaz. (Esasen kademeli bir düzenleme özelliğine
sahip olan süsleme sanatlarımızın bütün çizimlerinde
bu kural her tür motif için geçerlidir.)
· Kesişen hatlarda, rumi'ler daima ince olan çizginin
üzerinde kalacak şekilde yerleştirilir.
· Motiflerin düzenlenmesinde, aralarında belirli oranda
bir mesafenin bırakılmasına dikkat edilir.
· Nadir olarak düz hatlar üzerinde görülürse de, ana
yapılarında bir fark yoktur.
· Birden fazla rumi çeşidine yer verilen kompozisyonlarda,
her biri ayrı tür motif gibi yorumlanarak, birbirlerinin
hatlarına karışmadığı görülmektedir.
Yakın Dönemde Rumi
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine doğru, süsleme sanatlarımızın
temel yapısını güçlendiren çizim kurallarına pek önem
verilmediği ve Batı sanatının da etkisi altında, klasik
süsleme motiflerinin giderek özelliğini kaybettiği dikkati
çeker.
Bu tesir 19. yy'da daha da artmış, yapılan kompozisyonlardaki
gerilemeye paralel, motiflerde de büyük bir bozulma
meydana gelmiştir.
Aynı dönemde, neo-Klasik denilen bir üslûp altında yapılan
eserlerde görüldüğü gibi, rumi çizimlerindeki denge
ve görünüşlerindeki estetik tamamen kaybolmuştur.
Bugün ister antikacıdan olsun, isterse eski eserlerin
onarımı konusunda olsun, desen ve motif bilgisinin gereğine
şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır.
Herhangi bir eserin değerlendirilmesi halinde, maddenin
ana yapısı, tarih, imza gibi hususların yanında o eserin
üzerindeki desen ve motiflerin de büyük önem taşıdığı
bir gerçektir. En doğru yargılara bunlar üzerinde yapılan
tetkikler sonucu varılmaktadır.
Özellikle yine eski eserler üzerinde yapılan onarımlarda
da, motiflerin değiştirilerek bozulmasına, dolayısı
ile sanat eserlerinin tahrifine yol açmayacak bilgi
düzeyindeki sanatkâr ve uzmanların kullanılmasına dikkat
edilmesi gerekir.
Aksi halde bilgisiz ve sorumsuz kişilerce yapılan her
türlü restorasyonların, bu alanda büyük kayıplara neden
olacağı, kültür ve sanat dünyamıza faydadan çok zarar
getireceğini de belirtmek isterim.
Faydalanılan eserler/Biblography
· · Mine Esiner Ozen, Yazma Kitap Sanatları
Sözlüğü İst. 1985
· · Ali Gelibolulu, Menakıb-ı Hünerveran, st. 1926
· · Ali Gelibolulu, Meva'idü'n-Nefais-Fi Kava'idi'l-Mecalis,
İst. 1975
· · Celal Esat Arseven, Sanat Ansiklopedisi, I-V, 1943-1952
İst.
· · İsmet Binark, Eski Kitapçılık Sanatlarımız, Ankara
1975
· · Oktay Aslanapa-Ernst Diez, Türk Sanatı, İst. 1955
· · Filiz Çağman, Anadolu Medeniyetleri, Cilt 3, İst.
1983
· · Süheyl Ünver, 50 Türk Motifi, İst 1967
· · Süheyl Ünver, Müzehhib kavramı Karamemi, İst 1951
· · Orhan Hançerlioğlu, İnanç sözlüğü, Ankara 1975
· · Prof. Gönül Oney, Selçuklu Mimarisinde Figürlü Kabartma
ve Heykel, Snat Dünyamz, s. 6 Ocak 1976
· · Nejat Diyarbekirli, Hun snatı, İst. 1972
· · Emel Esin "Kuşci" Türk sanatında Atlı Doğancı İkonoğrafisi
Hakkında, Sanat Tarihi Yıllığı, İst. 1974-1975, s.6
· · Dr. Ülker Erginsoy, İslâm Maden sanatı, İst. 1978
· · Murat Uraz, Türk mitolojisi, İst 1967
· · Prof. Suut Kemal Yetkin, İslam Sanatı tarihi, Ankara,
1954
· · Prof. Suut Kemal Yetkin, İslam Ülkelerinde Sanat,
İst. 1974
· · Prof. Dr. Gönül Öney, Anadolu Selçuklu Mimarisinde
Süsleme ve El Sanatları, İş Bankası Yayınları, Ankara
1978
|