Lûgatler ve İzahları (Alfabetik) Fihristi
|
|
|
55. RESSAM LEVNÎ- XVIII inci asırda yetişmiş ressam Edirneli Abdülcelil Çelebi’dir. Muktedir ve iftihar edeceğimiz kıymetli bir san’atkârımızdır. Eşi ve iktidarı şark sanatında yoktur.
56. SAMUR FIRÇA Fırçaların müzehhip veya sulu boya ressamları içinde en makbulüdür. Çok dayanır. Uzun yanan bir mum alevine benzemesine ve ucunda ancak birkaç telli kıl buluması şarttır.
57. SANDIK San’atkârların vaktiyle yangınlarda her şeyden önce nakletmeleri icap ettiğinden bütün kıymetli âletler, örneklerin ve kalıplarının durduğu sandıklardır ki küçüğüne çekmece derler. Pek o kadar büyük değildir. Kolaylıkla naklonulur. Çalışılacağı zaman kapağı açılarak önüne oturulur.
58. SARI ALTUN Muhtelif ayârlarda olan bir nevi’ altın varaktır ki rengi koyu sarıdır. 24 ayâr olanı makbul ise de ekseriya piyasada 22 ayâr diyerek satarlar. İçinde fazla bakır olursa zamanla parlaklığını kaybeder ve kızarır.
59. SAZ YOLU Uzun dallar üzerine yapılan süslerdir. Bunlar daha ziyade çiçekli veya yapraklı olur.
60. SELİKA FARKI Karakter farkı demektir ki bu memleketimizde ilerlemiş üstâdların san’attaki hususiyetini de ifade eder. Meselâ Karamemi’nin imzasız diğer bir eseri vardır ki onun olduğu selîkası hususiyetinden anlaşılmaktadır.
61. SER BÖLÜK San’atta çalışan ayrı ayrı grupların başına denir. Bu tâbir cerrahlarda da vardır.
62. SİYAKAT Osmanlı imparatorluğunda devletin malî ve idarî kayıtların tutulduğu ve XVI ncı asrıdanberi kullanılan bir nevi’ Rik’a kırması gibi okunması ve yazılması pratiğe muhtaç resmî bir yazı şeklidir.
63. ŞAHÂNE NÜSHA- Çok itinâ ile tezhip ve tezyin edilmiş, icabında resimler yapılmış ve ciltlenerek padişâha takdim olunan veyahut bir büyük makama verilmeğe lâyık nüshaya ıtlak olunur. Karamemi’nin Kanunî divânı da buna misâldir.
64. ŞAH KULU “Şah kulu Rumî” Şah kulu Bağdadî. X uncu Hicri asırda Bağdaddan gelerek çalışmış farklı bir san’atkârdır.
65. ŞÂKİRD Resim, tezhip ve yazı öğrenmek arzusunda olup çalışan öğrenci.
66. ŞİKÂF- Halkâri yapılan işlerin üzerine boya konmasına denilir. Boyalı halkâr demektir.
67. TAHRİR FIRÇASI 0, 1, 2 numara samur fırçalara tahrir fırçası denir. Eskiden müzehhip ve ressamlar kendileri de yaparlardı. Şimdi hazır olarak zaman zaman piyasaya gelen iyi fırçalardan seçilerek yapılmaktadır.
68. TA’LİK HAT IX ncu Hicrî asırda şarkta icâd olunmuş bir yazı şeklidir. Türkler bunda da ileri giderek kolaylıkla ayrılabilen bir Türk ta’lîki üslûbunu ibda’ etmişlerdir.
69. TEZHİB Altun ile yapılmış süsler.
70. TİLMİZ Öğrenci- Şâkird.
71. TÜRK TA’LÎKİ Ta’lîk XV inci asır başlarında Anadolunun şarkında icat edilmiş bir yazı şeklidir. İralı hattatlar bunu en güzel yazanlar arasında gösterilir. Meselâ İmâd ta’lîkde en ileri üstâdlardandır. Osmanlı Türkleri de bu yazıda çok kıymetli hattatlar yetiştirmişlerdir. Bunlar yalnız onu taklit ile kalmamışlar, kendi ince zevkli üslûplarına da sokarak bir Türk Ta’lîki usulü ortaya koymuşlar ve bunda da muvaffak olmuşlardır.
72. TÜRK TEZHİBİ Şarkta İslâm san’atında müslüman olan her millet birbirinden almış, bu meyanda Selçuk ve Osmanlı Türkleri de mahallî ve ince zevklerini katarak kendilerine hâs bir usul vücuda getirmişlerdir ki bugün bir Arab ve Acem denen ekollerden ayrı bir tavır ve tarz kazanarak diğer kısımlarda olduğu gibi tezhibde de bir “Türk tezhibi” doğmuştur. Bunun da her asra göre bize mahsus hususiyeti vardır ki görmeğe alışanlar farkeder. Karamemi eserleri bundan bir şubedir.
73. ÜSLÛB Tavır, tarz mânasına gelir ki san’atta ilerlemiş ve ibdâ’kârane eserler vermiş üstadların tercih ve ihtiyar ettikleri yol demektir.
74. ÜSTÂD Maltre, kıymetli bir san’atkâr ve bildiklerini öğreten zat, san’atında usta.
75. VARAK İki sahifeden ibaret yaprak mânasına gelir. Eskiden yapraklara önlü ve arkalı A ve B sahifelerine numara konmaz, yalnız yaprağın sol üstüne rakkam konurdu, daha eskiler rakkam da koymaz sol yaprağın başında ilk harf veya kelimeyi sağ yaprağın alt iç köşesine yazarlar ve ciltli olmuyan yapraklar karışırsa bundan bulunurdu. Son senelerde ba’zı kitapların tasnifi esnasında sahifelere de numara konuyor. Lâkin varaklara numara konulmağa da devam edilmektedir.
76. YEŞİL ALTUN Altun gümüşle karıştırılarak yapılmış bir halitadır ki Fransızlar Citron renkli derler. Bu da az olarak altunlar arasında güzel bir fark yaptığından kullanılır.
77. YUMURTA AKI AHERLİ Eskiden Türkiyeye hariçten gelen kâğıtlar ham olarak yollanırdı. Âdeta emici bir kâğıt gibidir. Terbiye edilmeden kullanılamaz. Bu maksatla kâğıtların üzerine bir miktar su ve şap ile eritilen yumurta akı sürülür ve tavlanınca üzerinden mührelenir. Kâğıda yazılınca hem mürekkep kâğıda nüfuz etmez, hem de kâğıt parlak olur.
78. ZAHRİYE (Zahır, Arapça arka sırf demektir.) Lâkin ilk başlangıç sahifesinden önce ekseriya temellük kitâbeleri ve bazı kayıtlar ve çok süslü tezhipli ve boş sahifelere denir.
79. ZARF Bir şeyi kavrayan, ihâta eden. Kitapta kabı ve metin harici kısım mânasına gelir.
80. ZEMİN DOLDURMA Bir tezhibin şekli belli olup altunları sürülerek tahriri bitince araları münasip renklere boyanırsa buna zemin doldurma denilir.
81. ZERDÜZ Altun ile iş yapan, altunla yapılmış iş. Kap. Sırmalı kap mânasına da gelir.
82. ZEREFŞAN Varak altun toz haline getirildikten sonra jelâtinli su ile karıştırılıp fırça ile kâğıt üzeimne serpilmesinin bir şeklidir. Sonra zermühre sürülerek parlatılır. Kâğıtların yazı ve süsleri zemininde kalır.
|
|
|